EdebiyatKitap Tanıtımı

Yazar SIRRI AYHAN Yazar A. Kadir Konuk’u anlatıyor

Yazar A. Kadir Konuk, Almanya’nın Solingen şehrinde, 18 Temmuz 2023 günü vefat etti. A. Kadir Konuk’un hayatı mücadeleler, hapisler, yokluklar, acılar içinde geçmişti. Onun hayatını 2021 yılında Yazar Sırrı Ayhan kaleme almıştı. Sırrı Ayhan yazısını A. Kadir Konuk’un onayı ve yayın izninden sonra yayınlamıştı. Bu nedenle Sırrı Ayhan’ın yazısı A. Kadir Konuk’u anlatan gerçekçi bir yazıdır. Ben de bu yazıyı okudum, aynen burada yayınlıyorum.

Yazar A. Kadir Konuk’un son yılları yokluk ve yalnızlık içinde geçti. Yazar A. Kadir Konuk’a en vefalı davranan dostlarından biri Sırrı Ayhan idi. Düzenli olarak Yazar A. Kadir Konuk’u ziyaret ediyor, maddi destek oluyordu. Sırrı Ayhan’a bu vefalı davranışından dolayı çok teşekkür ederim.

Yazar A. Kadir Konuk’a yeterli ve düzenli yardımda bulunamadığım için üzgünüm.  Keşke ona daha çok maddi ve manevi destek olabilseydim.

Yazar A. Kadir Konuk vasiyeti üzerine hiçbir tören yapılmadan yakılacak, külleri Hollanda’dan denize serpilecektir.

Ruhu şad olsun! Mücadelesini saygıyla anıyorum.

Bochum, 23 Temmuz 2023, Kemal Yalçın

 

Yazar SIRRI AYHAN Yazar A. Kadir Konuk’u anlattığı YAZAR DOSTUM başlıklı yazısı

Ömürlük dostum, son yıllarda çok şeyimi paylaştığım değerli insan , gerçek bir devrimci ve sevgi insanı ..A. Kadir Konuk bu akşam başka mahalleye göçtü. Özgünüm acıları, acılarım biraz dindi. Huzuru bol olsun.

Kendisi ardında hiçbir tören yapılmasını istemiyordu. İnsana saygı ve sevgi. Düşündüğü gibi yaşayan bir insandı.

Aileye, sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Dostemine hetani dawiye, miroweki şoreşger u ronakbir duh evere mehle guhart. Bira huzura xwa zede bé.

  1. Kadir Konuk li du xwara tu merasin nedixwast. Kulü eşe xwa bı dawi hatin. Bira huzura xwa zedebe.

Dostu A. Kadir Konuk için yazdığım ve iki yıl önce yayınladığım ve son kitabımda yer alan yazıyı tekrar yayınlama gereği duydum.

Yazar SIRRI AYHAN Yazar A. KADİR KONUK’U son ziyaretinde bu resmi çekmişti.

YAZAR DOSTUM

Bence dünyanın en zor ve acı şeyi gerçekçi olmaktır. Ben onun ismini TARİŞ işçi grevinde duymuştum. Daha sonraları o ve başka arkadaşlarına idam cezası verilmişti. Senelerce idam edileceği günü tek kişilik hücrelerde beklemişti. Çeşitli ceza evlerinde oda arkadaşları gibi işkence ve kötü muamelelerle karşılaşmıştı.

Yazılarıyla dergilerde ve daha sonraları da Belge Yayınları’nda birçok devrimci yazara sağlanan olanakla “Yeni Sesler” yazarlar serisinde çıkan kitaplarında tanıştım. Yazılarındaki yalınlık ve samimiyet insanı kendisine çektiği gibi bazılarını da kaçırtıyordu. İlk kitabı “Çözülme”de gerçekleri olduğu gibi ortaya koyarak işkencede çözülmenin ne gibi sonuçlara yol açtığı ve zor durumda kalan insanları anlatıyordu.

Her durumda umudun olduğunu, yarınların güzel şeylere gebe olduğunu, çaresizliğin insanlara, devrimcilere uygun olmadığını yazıyordu. Yıllar içerisinde daha yetkinleşip, kıvrak hale gelen kaleminden çok önemli gördüğüm sözler dökülüyordu. Yazılarında sadece insanı ve düştükleri çeşitli durumları dile getiriyordu.

Onun ırk, soy, aşiret, din, hemşeri kayırma ayakları hiç yoktu. İnsan ve doğru bildiği değerler onun önceliğiydi. Yanılgıları, hataları yok muydu? Kendi deyimine göre bilerek tekrarladığı hataları yoktu. Yanlış yapmışsa özür dilemesini de bilen biriydi.

Yıllar içerisinde birçok hastalığa yakalanmıştı. Günün birinde muayene için getirildiği hastaneden muhteşem bir eylemle, yüzlerce insanın arasından yoldaşları onu tereyağından kıl çeker gibi kaşla göz arasına alıp, eylem bölgesinden uzaklaştırıp güvenli bir yere ulaştırmışlardı.

Götürüldüğü evde kapıyı açan güleç yüzlü kadın, “Nerede kaldınız” deyince kahkahayı basmıştı Kadir.

Yoldaşlarının yardımıyla çok zorlu ve komik durumlar sonrasında tek kişilik bir lastik botla Ege Denizi’ni 5,5 saatte geçmiş, canını zor da olsa Yunanistan’a atabilmişti. Bir kaç haftalık uğraşıdan sonra arkadaşları onu partinin kararı sonucu Almanya’ya getirdiler.

1 ay sonra Bonn’da ortaya çıkıp, basına demeç veren Kadir; zindanların ve işkencelerinin onları durdurmayacağını dile getirerek, devrimcilerin mücadelelerine her koşulda devam edeceğini söylemişti.

Almanya’da partisi ile arasında siyasi görüş ayrılıkları ortaya çıkınca istifayı basıp uğruna ömrünü, emeğini harcadığı partisinden ayrılmıştı.

Yıllar sonra bir gece Köln’de arkadan saldırıya uğramış, yaralanmıştı. Saldırıyı yapanlar eski partisinin üyeleriydiler.

1989 yılında ben de Almanya’ya iltica ettim Münster yakınlarında beş sene oturdum. Onun yazılarını ve bulabildiğim kitaplarını, muhalif gazetelerde çıkan yazılarını severek okuyordum. Çünkü yazılarında, kitaplarında olayları daha çok gerçekçi, mizahi sivri bir dille dile getiriyordu. Halkın evlatlarının başına gelenleri fazla süslemeden herkesin anlayabileceği ve kendileriyle konuşuyormuş gibi bir samimiyetle anlatıyordu. Sivri dili bazılarını rahatsız etse de, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Akbaba geleneğini ve Gırgır, Olacak o kadar, geleneğini bilen insanlar gibi benim de hoşuma gidiyordu.

Mizah egemenlere karşı kullanılan güçlü bir silahtı. PKK basınının birçok önceliği olabilirdi ama muhalif basında onun gibi mizahı yazılarına yediren yazar azdı.

Onu bilenler bilir; uzun boyu, güçlü kollarıyla sevdiğini, hoşlandığını sarışı çok dostçadır. Sivri diliyle ise bir “Doğrucu Davut” olduğunu herkes bilir. Bilemeyenler ise yazılarında okuyup tanımışlardır. Öyle bir heybetli seslenişi ve yazıları var ki, günün birinde bir makalesinde, Alparslan Türkeş’e “Yaşlı it havladı” diye yazınca Türkeş, ondan davacı olup mahkemeye vermişti. Alman mahkemesinde talimatla alınan ifadesinde, bizzat hâkim “Bu bir hakaret değil, gerçekliktir” diyerek tek cümlelik ifadeyi yeterli bulmuştu. Bu söz ona Ankara’dan 4 yıl hapis cezası verilmesine neden olmuştu.

Zindandan kaçtığı zaman zaten idam mahkûmuydu. Türkiye’de idam cezası kaldırılınca cezası “Ağırlaştırılmış müebbet hapse” çevrilmişti, hakkında verilen “Vur emri” kaldırılmamıştı, Türkiye’ye girişi yasaklanmıştı ama devlet onu Almanya’dan “Terörist” diyerek geri istiyordu.

O ve bildiğim birkaç insan daha hala kırmızı bültenle aranan, devlet tarafından cenazeleri bile memlekete kabul edilemez denilen insanlardır.

Yıllar sonra ben de Düsseldorf şehrine taşındım. Onun çalışma ve çabalarını yakın dostlarımın da sayesinde takip ediyor, kitaplarını okuyordum.

Günün birinde bir arkadaştan onun telefon numarasını alıp, onu ziyaret ettim. Yeni doğmuş birkaç aylık bebeği kucağında, iki odalı, 42 metrekarelik evinde yaşayıp gidiyordu. O küçücük evde zaman zaman birkaç misafirin de kaldığını biliyordum. Çünkü Köln şehri turistik ve önemli bir konumda olduğu için misafiri hiç eksik olmazdı. Ayrıca Kürt gazetesinde çalıştığı için de zamanlı zamansız, haber vermeden bile birçok kişi uğrayıp kalıyordu. Alman kadın arkadaşı da bu durumdan yakınmıyordu.

İkici kez onu gene evinde elimde bir paket kâğıtla ziyaret ettim. Selamlaşmada “Senin için” diyerek kâğıt paketini masaya bıraktım. Saatlerce sohbet ettik. İki kitabını imzalatıp aldım. Çıkarken çaktırmadan bir köşeye 20 Euro para bıraktım. Bunun farkına vardığında hiddetlenerek “Ben okuma toplantıları dışında kimseye kitap satmam. Hele hele evime gelen hiç kimseye satmam! Al o parayı oradan” diye sert bir şekilde bağırdı.

Kürt hareketine selam vermenin suç sayıldığı, dayanışmanın zor olduğu dönemlerde muhalif Kürt gazetesinde çalışıyordu. Günün birinde PKK’nın yöneltildiği Bekaa’dan, Mahzun Korkmaz akademisinden yazılar, röportajlar göndermişti. Oraya gidip gerillalarla röportajlar yapmış, dizi yazılar yazmıştı. Daha sonra Abdullah Öcalan ile günlerce birlikte saatlerce sohbet etmişlerdi. PKK’nın çok yönlü arşivinden belki de faydalanan çok az insandan biridir.

Abdullah Öcalan’ın yaşamından kesitlere “Dağdan Kopan Özgürlük” isimli 2 ciltlik kitabında yer vermişti. “Bizim Ferhat” isimli kitabında Bitlis’te 19 yaşında öldürülen gazeteci Ferhat Tepe’nin kaçırılışını, öldürülüşünü anlatmıştı. Çalışmaları nedeniyle Avrupa’nın birçok şehrinde ve devletlerinde sayısız okuma ve söyleşilere çağrılmıştı.

Avrupa’da yeni oluşan muhalif basına yurtdışında destek veren çok yetenekli bir insandı. Kurucularından olduğu Özgür Politika Gazetesinde tek başına birkaç insanın işini yapardı.

Tansu Çiller döneminde doruğa çıkan devlet terörü nedeniyle Kürdistan ve Türkiye büyük bir karmaşanın içerisine girmişti. Yüzlerce Kürt köyü yakılmış, milyonlarca insan dünyanın her tarafına dağılmıştı. Bu gerçekleri gazete yazılarında dillendirdikleri için gazeteci arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’de yığınla cezaya çarptırılmışlardı.

Sık sık işsiz kalması, alabildiği çok az sosyal yardımla yaşaması, Almanya’da insanların her şeye sadece “Para” olarak bakmaları ve kendisinin sık sık parasız kalması, hatta evinde haftalarca aç yaşaması Kadir’de hiç beklenilmeyen bir bunalıma yol açmıştı. Binlerce insan öldürülürken sadece para kazanmayı amaçlayan bir yaşamı sürdürmeyi istemiyordu.

O yaşama son verebilmek için bir akşam yığınla hap içti. Günler sonra kendine gelen Kadir psikiyatride ne işim var, ben buranın hastası değilim demesine rağmen bir müddet orada kalmış, bu dönemde iş ve çevrede onu tanıyanlar onun hakkında çeşitli dedikodular üretmişlerdi. Çok içki içtiği, geçimsiz biri olduğu, sırf dikkat çekmek için intihar girişiminde bulunduğu söylentileri her yana ulaşmıştı.

Doktorlar ise onun “Psikolojik bir sorunu olmadığını, yaşadığı ekonomik sıkıntılara da onların destek olamayacağını” içeren raporları eline tutuşturmuşlardı.

Gazetede çalışırken birkaç kez siyasi nedenlerle gazeteden uzaklaştırılmış, değişen yöneticiler onu yeniden geri çağırmışlardı. Öcalan’ın yakalanışından sonra gazeteden uzaklaştırılmış, bir daha da orada yazmasına izin verilmemişti.

Norveç’te yaşayan bir arkadaşının yaptığı ekonomik destekle yaşadığı kentte küçük bir kahvehane açmaya çalışmış, binadaki her tür değişikliği kendi elleriyle yapmıştı ama yeterli müşteri gelmediği için dükkânı 4 ay içinde iflas etmiş, kapatmak zorunda kalmıştı. O gece yeniden denedi intiharı. Yine ölmedi. Günlerce komada kaldı.

Dükkânı iflas edince ekonomik nedenle evinden ve kadın arkadaşından da ayrılmıştı. Kimseye yük olmak istemiyordu.

O olaylardan sonra görüşmemizde gidebileceği bir evinin olmadığını öğrendim.

“Eğer kabul edersen, benim evimde istediğin kadar kalabilirsin” dedim, kabul etti. Bir ay süresince evimde kaldı, eski kentinde küçük bir ev bulunca ve sosyal yardım almaya başlayınca yeni evine taşındı.

Onu tanıdıkça birçok ortak noktamızın olduğunun farkına vardım. Onu tanımakla zenginleştim. Daha gerçekçi olmakta ısrarcı oldum.

Zaman zaman yazdıklarımı değişik bir gözle okuması, eleştirmesi, yazım hatalarını düzeltmesi benim için önemli bir destekti.

Yığınla kitap yazmıştı ama kitaplarından hiçbir geliri yoktu. Daha sonra bu durumu bizzat yayıncısı yeni kitabının içine yazacak, belgeleyecekti.

Almanya’da Avrupa’da üç beş kitap yazan bazı yazarlar, sırt çantalarına kitap doldurup şehir şehir dolaşarak satmaya çalışıyorlardı. Bu insanları görünce Kadir’in davranışının değerini daha iyi anlıyordum.

Onun önemli bir özelliği de tam devrimci örgütlerin aradığı nitelikli, yetenekli bir militandı. Boya badana işleri mükemmel olarak elinden gelir, marangozluk işlerinden anlar, mutfakta malzeme olduğu müddetçe size harika mezeler, yemekler hazırlayabilir. Çok sıkıldığında cümbüşüyle çok sevdiği “Huma kuşu” türküsünü mükemmel söyleyebilirdi.

Basın işinde çok yetenekliydi. Gerekirse üç dört değişik açıdan, başka takma isimlerle, makale, fıkra, şiirimsi, yazılar veya masallar yazabilirdi. Köln’de bir tiyatroda üç oyunun başrollerini bile oynamıştı.

Devrimci örgütlerin hepsine saygılıydı ama “Ben örgütlerin tepelerine bir şekilde tünemiş, üretime faydası olmayan, sürekli başkalarının emeğiyle geçinen ve çok gerektikçe istifa müessesini dahi çalıştırmayan herkese karşıyım” diyordu.

Yıllar önce kendi alanında başarılı, aydın insanları yaşarken tanıyıp onlarla sohbet edebilme, sevgi, saygımı yaşarken göstermek için birçok girişimde bulundum. Bu düşünceyle yaptığım girişimler sonucu, Yaşar Kemal, Şıvan Perwer, Aram Tigran, Aziz Nesin, İsmail Beşikçi, Ragıp Zarakolu, gibi çok sayıda Kürt ve Türk sanatçısıyla tanışma, kısa da olsa konuşma olanağı buldum.

Dostum A. Kadir’in birçok romanı var ama şimdi 73 yaşında ve yine 37 metrekarelik bir evde tek başına yaşıyor. Aylık geliri 900 Euro. Ev kirasını, elektrik-telefon ücretini ödedikten sonra geriye kalan çok az para ile kimseye boyun eğmeden yaşıyor olması ayrı bir özellik.

Ben kendisini tanımakla zenginleştim, onurlandım. Onun dostluğuyla bahtiyarım. Yaşadıkça onunla dostluğum sürecek. İyi ki senin gibi değerli bir insani tanımışım, dostum.

 

Sırrı Ayhan, 18. 07. 2023 Düsseldorf

 

Not: Bu yazıyı tahminen iki yıl önce yayınlamıştım. Tekrar yayınla gereği duydum