EdebiyatKitap Tanıtımı

İRFAN ERDOĞAN Avrupa Türkiyeli Yazarlar  Grubu ATYG içinde gelişen bir işçi yazar

 

İİRFAN ERDOĞAN “Benim için mutluluk yazmak, okumak oldu artık. Yazdıkça rahatlıyorum, yazdıkça yaşama heyecanım artıyor,” diyor. Çok okuyor ve yazıyor. 1987 yılı Kasım ayında evlenerek Almanya’ya geldi. 10 yıl çeşitli firmalarda çalıştı. 23 yıldan beri Gütersloh Bertelsmann’da paketleme işçisi olarak çalışıyor. İşçiliğin yanında kültür, sanat ve edebiyatla uğraşıyor. İlk kitabı “Bir Emekçinin Günlüğü”nü 2019 yılında, ikinci kitabı “O da Bir İşçi Ben de” ve üçüncüsü kitabı “Korona Günlüğü”nü 2020 yılında yayınladı.

İrfan Erdoğan 1960 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı eski ismiyle Çerkezuşağı, yeni ismiyle Gözecik köyünde doğdu. İlkokulu kendi köyünde, ortaokulu İstanbul Esentepe Ortaokulu’nda, liseyi de Silifke Ticaret Meslek Lisesi’nde bitirdi. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda okudu. Uzun yıllar ulusal ve yerel gazetelerde bölge temsilciliği yaptı. Şu anda uluslararası ve Almanya foto muhabirleri basın kartı sahibidir. “Özgürhaber.net” isminde bir haber sitesi kurdu ve yönetti. Bu sitedeki yazıları nedeniyle  Türkiye Çevre ve Tüketici Hakları Koruma Derneği-ÇETKO tarafından takdirname ile ödüllendirildi. Şu anda da ismini İstanbul Gezi Direnişinden alan “çapulcularinsesi.de” adlı bir medya bloğu var. İrfan Erdoğan Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu üyesidir. İkisi erkek birisi kız olmak üzere üç çocuk babasıdır.

İrfan Erdoğan çok çalışan, çok okuyan bir işçidir. Hayatında hep olmaz, olamaz denilen işleri başardı. Onun hayatı Almanya’da Fakir Baykurt Okulu çizgisinde yetişen işçi yazarlara iyi bir örnektir.

Türkiye’den Almanya’ya  işçi göçünün 60. Yılı vesilesiyle İrfan Erdoğan ile yaptığım söyleşiyi aynen yayınlıyorum.

Bochum, 28.8.2021, Kemal Yalçın

İRFAN ERDOĞAN İLE SÖYLEŞİ

Kemal Yalçın: Sevgili İrfan Erdoğan sende yazarlık serüveni nasıl başladı? Neden ve ne zaman yazmaya başladın?

İrfan Erdoğan: Taaa ilkokula başladığım dönemlerde okumaya, öğrenmeye çok meraklıydım. Benim çocukluk yıllarımda 1960’lı yıllarda köylerde roman, hikâye kitapları  zor bulunurdu. Yokluğun acısını  defterime güzel yazılar yazarak giderirdim. Bazen da bizim evin arkasında bulunan kocaman bir kayanın üzerine çıkar türkü söylerdim. Bu türkülerin çoğunu da kendim bestelerdim. Sonra okulun özel resmi günlerinde kürsüye çıkıp  şiir okumaya bayılırdım. Ortaokulu İstanbul’da, Ticaret Meslek Lisesi’ni Silifke’de bitirdim.

1968-1970 yılları Türkiye’de  siyasal öğrenci olaylarının arttığı dönemdi. Grevler, boykotlar, mitingler oluyordu. Bu olaylardan ben de etkilendim.  Sonra çevremdeki aydın insanlarla tanıştım. Onların  tavsiyeleriyle romanlar okumaya başladım. Kitapları su gibi içiyordum sanki. Okuma beni çok mutlu ediyordu.

Lise yıllarımda şiir yazmaya başladım. Bazı şiirlerimi dergilere, gazetelere gönderdim. Şiirlerimin yayınlandığını görmek beni daha çok yazmaya teşvik etti. Öykü yazmaya çok sonraları başladım. Kitap okumayı çok severim. Okumadığım günü günden saymazdım. Günler böyle geçip giderken yolum Almanya´ya düştü. Evlenerek 1987’de Almanya’ya geldim. Buraya gelir gelmez de çalışmaya başladım.

33 yıllık fabrika işçiliğim sırasında çok ezildim, çok horlandım, ayrımcılığa maruz kaldım. Yılmadım. Yaşadıklarımı yazıya döktüm. Gazetelere gönderdim. Her yayınlanan yazı bana daha çok yazma heyecanı verdi. Yazdıkça mutlu oldum. Yaza yaza yazmayı öğrendim ve öğreniyorum. Henüz en iyi kitabımı yazamadım.

Bugüne kadar kaç kitap yayınladınız? İsimleri nelerdir?

“Bir Emekçinin Günlüğü” adlı ilk kitabım 2019 yılında  Türkiye’de yayınlandı. Bu kitabımın genişletilmiş ikinci baskısı  Ritim Sanat Yayınlarından çıktı. “O da Bir İşçi Ben de” adlı ikinci kitabım ve “ Korona Günlüğü” adlı üçüncü kitabım 2020 yılında yayınlandı. “Bir Emekçinin Günlüğü” Almancaya çevrildi ve yayınlandı.

Mesleğiniz yazarlığa etki etti mi?

Evet etti. Fabrika hayatı beni yazar olmaya zorladı. Çok horlandım. Çok acılar çektim. Yazarak sağlığımı korudum. Yazmasan dert bulurdum.

12 Eylül 1980 döneminin senin yazarlık hayatındaki yeri, etkisi nedir?

12 Eylül 1980 darbesi sırasında herkesin payına düşen benim de ayıma düştü. 20 yaşında bir öğrenciydim. Soruşturmalar, göz altılar, yakalanma korkusu derken liseyi iki yıl gecikmeli bitirebildim.

Kenan Evren´in anayasasına oy vermediğim için 6 ay hapis cezasına çarptırıldım.  Rahmetli babam benim için bir avukat tuttu.  Avukat altı aylık hapis cezamı 10.000 lira para cezasına çevirtti. 12 Eylül karanlığında her şey suçtu. Kitap okumak tehlikeli sayılıyordu. O yıllarda  okumadan yazmadan tamamen koptum. Cunta rejimine karşı öfkemi hep içime attım. Dişimi sıktım, sabrettim. Daha sonra gizli gizli okumaya başladım. Okuma bana cesaret verdi.

Nasıl yazıyorsun?

Zamanımın çoğu fabrikada, bandın başında geçiyor. Bandın başında çalışırken düşünürüm, aklıma gelen bir şey oldu mu yanımdan eksik etmediğim not defterime kaydederim, eve gelince yazıya dökerim. Benim için yazmanın yeri ve zamanı yoktur. Nerde olursa olsun düşünürüm, aklıma gelenleri bir cümle de olsa not ederim. Keşke okuyacak, yazacak çok zamanım olsa.

Kitaplarınız kurgu mu, gerçek mi?

Ben anı-anlatı türünde kitap yazıyorum. Benim kitaplarım genellikle gerçek olaylar ve kişilere dayanır. Çok az kurgu öykü yazarım.

Nasıl bir Almanya, nasıl bir dünya istiyorsun?

İnsanların korkmadan, horlanmadan, özgürce, insanca yaşayabilecekleri bir dünya istiyorum. Yabancı düşmanlığının olmadığı, yerli yabancı ayrımı yapılmadığı bir Almanya istiyorum.

Hayatta mutlu oldun mu?

Hayatta mutlu da oldum mutsuz da. Fakat her şart altında mutlu olmaya çalıştım. Benim için mutluluk yazmak, okumak oldu artık. Yazdıkça rahatlıyorum, yazdıkça yaşama heyecanım artıyor.

Bu söyleşi için çok teşekkür ederim Sevgili İrfan Erdoğan.

Benimle söyleşi yaptığın, bana değer verdiğin için ben de sana çok teşekkür ederim Kemal Hocam!

Bochum, Bielefeld, 2 Mayıs 2021, Kemal Yalçın, İrfan Erdoğan