Genel YazılarYazılar

DÜNDEN BUGÜNE AFGANİSTAN  1978 Afganistan “Sosyalist” Devleti’nden, 2021 Afganistan Taliban İslam Emirliği’ne  

 

İnsanlık 16 Ağustos 2021 tarihinde Taliban İslam teröründen canını kurtarmak için Kabil Havaalanı’na hücum eden, Afganistan’ı terk etmek için Amerikan uçağının tekerlerine sarılan insanların acıları ve korkularıyla sarsıldı.

 

ABD’nin, NATO’nun, Almanya ve Türkiye’nin eğittiği ve silahlandırdığı 300.000 kişilik Afgan Ordusu hiçbir direnme göstermeden 75.000 kişilik Taliban Ordusuna teslim oldu. Afgan Cumhurbaşkanı kaçtı. Afgan İçişleri Bakanı 40 milyonluk Afganistan’ı Taliban’a teslim etti. Afgan Hükümeti ile Taliban arasında Belgrad’da anlaşma yapıldığı basında çıktı. Bu anlaşmanın içeriğini bilmiyoruz.

Taliban ile ABD arasında neler konuşulduğunu, aralarında yapılan antlaşmanın gizli maddelerini bilmiyoruz. Türkiye ile Taliban arasında neler konuşulduğunu bilmiyoruz.

Fakat ortada dünyanın gözü önünde 20 yıldan beri devam eden bir savaş var.  Dünyanın en güçlü devleti ABD’nin, NATO’nun ordularına karşı savaşan bir İslami Terör örgütü Taliban var. İktidarda olduğu 1996-2001 yılları arasında Afganistan’ın %90’ını kontrol eden Taliban rejimi ya da esas adıyla “Afganistan İslam Emirliği”Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Suudi Arabistan olmak üzere üç ülke tarafından resmen tanınmakta ve bu ülkelerden yüklü yardımlar görmekte.

Suudi Arabistan, kuruluşundan itibaren hep Taliban’ı desteklemekle suçlandı. ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarına göre, “Suudi Arabistanlı bağışçılar, dünya çapında Sünni terörist grupların en önemli finansman kaynağını oluşturuyor ve Suudi Arabistan; El Kaide, Taliban ve diğer cihatçı örgütler için kritik bir finansal destek üssü olmaya devam ediyor.

Katar, 2013 yılında, ABD ve Afgan hükümetinin onayı ile Taliban’ın ülke içinde diplomatik ve siyasi bir ofis kurmasına izin verdi. Bu karara, barış müzakerelerinin kolaylaştırılması adına diğer ülkeler de destek verdi.

Temmuz 2017’de, Suudi Arabistan, o sırada Katar ile şiddetli bir çatışma içindeyken, Katar’ın Taliban da dahil olmak üzere cihatçı terör gruplarını yoğun şekilde desteklediği iddia edildi.

ÇİN: Afganistan Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası ilişkiler danışmanı Malek Setiz‘e göre, “Çin, Kabil’deki yeni hükümeti hem mali hem de siyasi olarak desteklerken, Taliban Hükümeti ile de resmi olmayan ilişkilere sahip.” Çin Dışişleri Bakanlığı bu iddiaları ne reddediyor ne de kabul ediyor. (Kaynak: Cumhuriyet)

 

BBC’nin verdiği bilgilere göre Taliban’a silah tedarikinde en çok Pakistan güzergahı kullanılıyor.

Bir zamanlar Sovyet işgaline ve Taliban rejimine karşı savaşanların, eski düşmanlarıyla ticaret yapan silah tüccarları haline geldiği iddiasını araştırmak üzere Afganistan’ın kuzeyine giden BBC muhabiri, burada, iki silah tüccarıyla konuştu ve direnişin silah ticaretini canlı tuttuğu saptamasında bulundu.

Silah pazarının, sadece Taliban’ın değil, Taliban’ın güçlenmesinden çekinen kuzeydeki bölgelerin talebiyle canlılık kazandığını söyleyen tacirler, büyük çapta silah ticareti yapanların, uyuşturucu işiyle zenginleşen eski mücahit komutanları olduğunu söylediler.

Afganistan’da 1979 yılından beri savaş var. Önce Rusya’nın sonra ABD’nin işgaline karşı, zaman da Afgan Afgana karşı savaştı ve savaşıyor.

Afganistan tarih boyunca neden savaş alanı oldu?

 Ne var Afganistan’da?

Gerçekler mekâna ve zamana bağlıdır. Her şeyin bir sebebi vardır. Geçmiş tarihi olaylar bugünün olaylarının başlangıcıdır.

Dünden bugüne  Afganistan’da olup bitenlere kısa kısa göz atmak konuyu anlamakta yararlı olabilir.

Afganistan’ın coğrafi konumu, nüfusu, Afganistan’ı oluşturan milletler:

Afganistan Orta Asya’nın güneyinde denize kıyısı olmayan bir ülkedir. Doğu ve güneyde Pakistan; batıda İran; kuzeyde Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan; kuzeydoğuda ise Çin ile komşudur. 652.000 km² yüz ölçümlü, kuzey ve güneydoğusunu düzlüklerin oluşturduğu dağlık bir ülkedir.

2021 yılında toplam nüfusu 40 milyon tahmin ediliyor. Afganistan’da yaşayan milletler: Büyüklük sırasına göre: Pestunlar %42,  Tacikler %27, Hazaralar %10, Özbekler %9, Türkmenler%2, Aymaklar %1, Araplar%1, Beluçlar%1, Nuristaniler%1 ve diğerleri %1

Resmi diller: Darice ve Peştuca

1960 yıllarında Kabil Üniversitesi öğrencileri böyleydi.

Afganistan tarih boyunca neden savaş alanı oldu?

Milattan Sonra 12 yılında ulaşıma açılmış olan dünyanın en büyük, en uzun ticari yolu olan İpek yolunun bir kolu Afganistan’dan geçerdi ve Afganistan üzerinden Hindistan’a ulaşılırdı. Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan ünlü Baharat Yolu’nun bir kısmı da Afganistan üzerinden geçerdi.

Afganistan Rusya Çarlığının Hint okyanusuna ulaşmak kullanmak istediği stratejik önemi büyük olan bir ülkeydi. Hindistan’ı sömürgeleştiren İngiltere Afganistan’a da egemen olmak istiyordu. 19. yüzyıl sonlarında Afganistan, Britanya Hindistanı ve Rus İmparatorluğu arasındaki “Büyük Oyun” sırasında tampon devlet görevi gördü. İngiltere ile 1839-42 yılları arasında yapılan İngiliz-Afgan Savaşı’nda  Afganistan  İngiliz sömürgesi haline geldi. III. İngiliz-Afgan Savaşı’nın ardından, 1919’da ülke yabancı hakimiyetinden kurtuldu ve nihayetinde Emanullah Han hükümdarlığında bir monarşiye dönüştü. Monarşi neredeyse 50 yıl sonra Muhammed Zahir Şah’ın 1973 yılında tahttan indirilip cumhuriyetin ilan edilmesine kadar devam etti. 1978’de ikinci bir darbenin ardından Afganistan Sovyetler Birliği güdümünde “Sosyalist” bir devlet oldu.

Ne var Afganistan’da?

Afganistan yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından zengin bir ülkedir. Birçok stratejik değerli maden Afganistan’da bol miktarda vardır. Afganistan’ın başlıca doğal kaynakları şunlardır: kömür , bakır, demir cevheri, lityum, uranyum, kromit, altın, çinko, talk, barit, kükürt, kurşun, mermer, kıymetli ve yarı kıymetli taşlar, doğalgaz, petrol.

Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırmalar Merkezi 2007 yılında yaptığı araştırmalarda henüz işletmeye açılmamış  maden yataklarının 900 milyar dolar ile 3 trilyon dolar arasında olduğunu tahmin etmiştir.

Soğuk savaş döneminde Afganistan’ın stratejik-politik önemi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne komşu olan Türkiye, Afganistan, İran gibi İslam ülkeleri ABD’nin Sovyetler Birliği’ni kuşatma ve zayıflatma alanı olarak kullanılmaya başlandı.

Sovyetler Birliği de komşusu Afganistan’da kendisine bağlı bir rejim kurmak için çalışıyordu.

1973 yılında bir darbe ile Zahir Şah devrildi. Ardından 1978 yılında solcu subaylarca darbe yapıldı.  Afganistan’da bir dizi ilerici reform yapıldı. Bunlardan en önemlileri toprak reformunun hayata geçirilmeye çalışılması,  kadınlara eşit haklar verilmesi ve eğitim ve bilim alanında ilerici önlemler alınmasıydı. Toprak reformu Afgan toprak sahiplerinin, tefecilerin ve mollaların çıkarlarına zarar veriyordu.

Afganistan’daki reformlar Suudi Arabistan’a, Pakistan’a, İran’a örnek olabilirdi.

Ayrıca Afganistan’da Sovyetler Birliği’nin etkisinin artması Basra Körfezi ve Arap yarımadasındaki petrol yatakları açısından tehlikeli olabilirdi.

Bu nedenle ABD, Afganistan’daki solcu rejimi yıkmak için harekete geçti. ABD Jimmy Carter döneminden itibaren ABD’nin komünizme karşı bir savunma aracı olarak İslam’ı kullanmaya başladı.

Sovyetler Birliği, 1979’da Afganistan’daki solcu hükûmetin isteğiyle işgal etti ve kendi denetiminde bir Afgan yönetimi kurdurdu.

ABD Sovyetler Birliği’nin  Afganistan işgali sırasında CIA ve Pakistan himayesinde mücahit güçler örgütlendi. Afganistan’da ekilen haşhaşın, eroin olarak dünya piyasasına sürülmesine göz yumuldu ve elde edilen gelirin işgale karşı kullanılması amaçlandı. İslamcı silahlı gruplara yoğun silah satışı yapıldı ve Pakistan’daki askeri kamplarda eğitim verildi.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter 23 Ocak 1980 tarihinde, Temsilciler Meclisi ve ABD Senatosu üyelerinin katıldığı ortak oturumda, geleneksel olarak her yıl yaptığı konuşmada ABD’nin ulusal çıkarlarını korumak için İran Körfezinde gerekirse askeri güç kullanmaktan kaçınmayacağını açıkladı.

“Pozisyonumuzu açıkça ortaya koyalım: İran Körfezi’nde kontrolü ele geçirmek için dışarıdan gelecek herhangi bir müdahaleyi, ABD’nin hayati çıkarlarına karşı bir tehdit olarak göreceğiz ve bunu engellemek için askeri güç kullanmak dahil, gereken her türlü tedbiri alacağız,” dedi.

Bu, ABD’nin, Soğuk Savaş dönemindeki rakibi SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesine gösterdiği reaksiyondu. Aynı zamanda SSCB’nin Basra Körfezi’nde nüfuz etme siyasetine karşı bir meydan okumaydı.

ABD Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmak için El Kaide gibi şeriatçı silahlı grupları kurdurdu, eğitti ve silahla donattı.

1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra “Carter doktrini” ya da “Yeşil kuşak doktrini” biçim değiştirdi. ABD’nin örgütlediği El Kaide gibi terör örgütleri ABD’nin kontrolünden çıktılar, bir süre sonra silahlarını ABD’ye çevirdiler.

Fakat Müslümanlığı ilerici, demokratik sitemleri yıkmak için kullanma politikası  değişik biçimlerde devam ediyor. Suudi Arabistan, Katar, İran, Türkiye gibi ülkeler kendi çizgilerindeki Şeriatçı hareketleri ve silahlı örgütleri destekliyor. Örneğin Vietnam’daki rejimi yıkmak için Vietnam’daki Müslüman, şeriatı hareketler destekleniyor. Laos, Kamboçya, Tayland Mekong deltasındaki yoksul pirinç işçileri arasında Müslümanlık yaygınlaştırılıyor.

Afganistan’daki hükümet krizleri ve suikastlar halkı bıktırmıştı

1973 sorasında Afganistan hükümetini oluşturan çeşitli siyasi gruplar ve darbecilerin kendi arasında siyasi çıkar hesapları ve çatışmalar oluyordu. Bu kavgalar yoksul Afgan halkını bıktırdı, ilerici hükümetten uzaklaştırdı, hayat kırıklığına ve umutsuzluğa yol açtı.

Afganistan lideri Necibullah her ne kadar  lider olarak görünse de, kararların büyük kısmı Sovyet danışmanlar tarafından alınmaktaydı. Dönemin Sovyetler Birliği Lideri Gorbaçov  bu durumu “Her şeyi biz kendi başımıza yapıyoruz […] Halkımız yaptıklarımızın farkında. Necibullah’ın elleri kolları bağlı,” sözleriyle özetliyordu. 1986 yılında kadar Sovyetler Birliği’nin Afganistan büyükelçisi Fikret Tabeyev bir sömürge valisi gibi davranmakla suçlanıyordu.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali sırasında yaptığı savaş giderleri Sovyetler Birliğinin içinde bulunduğu ekonomik durumu daha da ağırlaştırdı.

14 Nisan 1988’de Afganistan ve Pakistan devletleri, ABD ve SSCB‘nin garantör olarak dahil oldukları, Cenevre Anlaşması‘na imza koydular. Anlaşmaya göre 15 Şubat 1989 tarihine kadar, Sovyet askeri birlikleri Afganistan’dan çekilmeyi tamamlayacaktı. Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı  Eduard Şevardnadze “Afganistan’ı içler acısı bir vaziyette bırakarak terk ettiklerini,” açıkladı.

1970 yıllarında Kabil Üniversitesi’nde biyoloji dersi. (Kaynak: Prof.Dr. Muhammad Qayoumi)

Taliban’ın ortaya çıkışı ve güçlenmesi

Radikal İslamcı Taliban, 1990’ların başında Sovyetlerin çöküşünden sonra Pakistan’ın kuzeyinde ortaya çıktı. Hedefi şer’i hukuka göre bir düzen tesis etmek olan örgüt, milis gücü olarak faaliyet gösterdiği 1990’ların başından 1990’ların ortasına kadar ülkedeki yönetim boşluğundan faydalanıp büyüdü ve 90’ların sonlarına yakın neredeyse tamamını ele geçirdi. Ülkeyi resmen yönettiği 1996 ile 2001 arasında, zina yapanlar ve katilleri halka açık infaz etmesiyle; hırsızlıktan suçlu bulunanların uzuvlarını kesmesiyle, kadınları baştan ayağa kapatan kıyafetler giymeye zorlamasıyla, kız çocuklarının okula gitmesini engellemesiyle ve müzik televizyon, sinemayı yasaklamasıyla akıllarda yer etti.

11 Eylül saldırılarının ardından Taliban’ı, El Kaide lideri Usama Bin Ladin’i saklamakla suçlayan ABD, Afganistan’a 20 yıl sürecek olan askeri bir operasyon başlattı. Aylar içinde Taliban’ın ülkedeki etkisini kırılsa da ABD öncülüğündeki uluslararası güçlerin ülkede kaldığı 20 yıl boyunca çatışma bitmedi.

ABD ve NATO ülkelerinin desteklediği Afgan hükümeti döneminde neler oldu?

Bu konuda Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in verdiği bilgiler ve rakamlar çok dikkat çekicidir.

2000 yılında Taliban fetva çıkardı Afganistan’da haşhaş ekimini yasakladı. 2001 yılında ABD ve NATO ülkelerinin Afganistan’ı işgal etmesinden sonra resmi Afgan hükümeti zamanla yolsuzluklara, rüşvete, uyuşturucu kaçakçılığına bulaştı. 2002 yılına haşhaş ekimi yeniden başladı. Feodal savaş ağalarını, mafya patronlarını uyuşturucu trafiğini yönetmeleri için şehirlere vali yaptılar.

Taliban yönetimi altında okullar, dersler böyle oldu.

2001 yılında haşhaş ekilen arazi 7000 hektardı. 2021 yılında 300.000 hektara çıktı. Afganistan dünya eroin pazarının %90’ını karşılar hale geldi. Afganistan her yıl eroin ticaretinden 65 milyar dolar kazanıyor. Bunun üç milyar doları Afganistan’da dağıtılıyor, 62 milyar doları narkotik patronlarına kalıyor.

Afganistan’da üretilen eroin ve uyuşturucular Avrupa’ya ve Asya pazarına “Balkan rotası” denilen karayolu güzergahıyla İran ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidiyor.

“Susurluk olayı” denilen “Devlet + mafya patronları + yüksek rütbeli polis şefleri”nden oluşan karanlık örgütlerin neler yaptığını, Afganistan’dan gelen tonlarca uyuşturucunun özel izinli askeri araçlarla Hakkari-Yüksekova’dan girip Bodrum’dan nasıl çıktığını tam yetkili Susurluk Araştırma Komisyonu açıklamıştı. O yıllarda Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu miktarının 100 milyar dolardan çok olduğu açıklanmıştı.

Bu uyuşturucu trafiği durmadı. Giderek daha da attı. Kimlerin eliyle gidiyor bu uyuşturucular? Narkos Kolombiya, Narkos Meksika, Narkos Türkiye’de kimler, nasıl yapıyorsa Afganistan’da da onlar, yani  Afganistan devletinin en tepesindekiler, generaller, polis şefleri, dokunulmazlığı olanlar yapıyor.

Paranın dini imanı olmaz. Almanya’nın Sesi gazetesinde verilen bilgilere göre Afganistan’da uyuşturucu üretimini ve ticaretini Taliban da yapıyor.  Uyuşturucu ticareti Taliban’ın en önemli gelir kaynakları arasında yer alıyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Taliban sadece 2018 ve 2019 yıllarında yasa dışı uyuşturucu ticaretinden 400 milyon dolardan fazla gelir elde etti. Amerikan verilerine göre, bu örgütün gelirinin neredeyse yüzde 60’ına tekabül ediyor.

Afganistan uyuşturucu patronları sadece Avrupa’daki, Batı ülkelerindeki insanları değil, Afganistan vatandaşlarını da zehirliyor. Afganistan Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Afganistan’da 4 milyon kişi uyuşturucu bağımlısı. Bunların bir milyon kadarı da kadın. Nüfusuna göre dünyada en çok uyuşturucu bağımlısı olan ülke Afganistan.

Afganistan’da 1979 yılından beri aralıksız 42 yıldan beri savaş devam ediyor. Nesiller savaş  şartlarında yetişti ve birçokları savaş içinde öldü.

Şeriatçı örgütler, Taliban Afganistan hükümetinin ve devletinin yozlaşmasından, rüşvetçiliğinden, soygunculuğundan, çıkarcılığından faydalandı.

Magdeburg merkezli Volksstimme gazetesi, Afganistan’da Taliban’ın yeniden iktidarı ele geçirmesinin sorumlusunun ülkenin yolsuz elitleri ve geleneksel liderleri olduğu yorumunu yapıyor:

“Afganistan’ın taş devrine dönmesinden uluslararası toplum, ABD veya Almanya sorumlu değildir. Afgan halkı gelişme kaydetme konusunda eline geçen fırsatı kaçırdı. 20 sene boyunca milyarlarca dolar oraya aktı, okullar ve alt yapı kuruldu, pek çok yabancı ülke vatandaşı Afganistan’ın güvenliği için hayatını kaybetti. Afganistan’ın siyasi elit kesimi ve geleneksel liderleri harcanan çabalardan bir şey öğrenmedi ve yapılanları da koruyup kollayıp ileri taşımadı. Olanlardan da dolayısıyla sadece onlar sorumlu. Batılı politikacılara yöneltilecek tek suçlama ise yıllarca bu Afgan yolsuz elit kesim ile bile bile o oyunu sürdürmek olabilir.”

Bundan sonra ne olabilir?

Şeriat ile yönetilen devletlerde ne olmuşsa, Afganistan’da da onlar olacak.

Taliban 1996-2001 yılları arasında Afganistan’da yönetimde olduğu zaman İslamcı bir rejim kurmuş ve şeriat kurallarını en katı şekilde uygulamaya başlamıştı. Taliban döneminde, 10 yaşından büyük kız çocuklarının okula gitmesi ve kadınların yanlarında bir erkek olmadan dışarı çıkması, otomobil kullanması yasaklanmış, kadınlara burka giyme zorunluluğu getirilmişti. Bunun yanı sıra idam ve kırbaçlama gibi cezalara başvurulmuş, Şiilere baskı uygulanmış, başka dinlerin mensuplarına ise özel işaretler taşıma zorunluluğu getirilmişti. Ülkede televizyon, müzik ve sinema gibi kültürel faaliyetler de tamamen yasaklanmıştı.

İktidarı ele geçirdiği 15 Ağustos 2021 tarihinden sonra da geçmişte yaptıklarının benzerlerini yapmaya devam edecektir.

Verdiği barışçıl mesajlar köprüden geçinceye kadar geçerli olacaktır.

Şeriat kural ve kanunları demokrasiyle uzlaşamaz!

Dünyadaki 40 kadar İslam ülkesi içinde en demokratik ülken Türkiye’dir, gerisini siz düşünün!

Dünyamızın başına, Afgan halkının başına kötü bir bela geldi. Acısını hepimiz ve dünyamız çekecek gibi görünüyor.

Afganistan ile Türkiye arasındaki benzerlikler ve alınacak dersler

Afganistan tarihi ile Osmanlı ve Türkiye tarihi arasında benzerlikler vardır. Son yüz yıl Afganistan’da darbeler ve savaşlar ile geçti. Darbecilerin kimini Sovyetler Birliği, kimini ABD destekledi ya da planladı.

Türkiye’de ise cumhuriyet tarihi darbeler tarihi oldu. Fakat Afganistan’dan farkı, Türkiye’deki darbelerin hemen hemen hepsinin ABD destekli olmasıdır.

Türkiye uzun yıllar kışla ile cami arasında kaldı. Afganistan halkı ise Taliban ile ABD ve NATO destekli yozlaşmış, yiyici, rüşvetçi, sahtekâr, uyuşturucu ticaretine bulaşmış rejim arasında kaldı.

Afganistan’da reformlar, yenilikler halktan, alttan, ekonomik ve toplumsal hayatın doğal akışı içinde meydana gelmedi. Hep tepeden, yukardan geldi. Yeniliklere ve reformlara daima dini akımlar, dini hareketler, mollalar karşı çıktı.

İlerici, gelişmeden, toplumsal ilerlemeden yana Afganlılar 1970 yıllarında bir gün  Taliban gibi bir şeriatçı örgütün ülkeye hakim olabileceğini düşünmemişlerdi. O yıllarda kadınlara verilen hakların tek tek geri alınacağını düşünmemişlerdi.

Akıllarına gelmeyen bugün başlarına geldi.

Afganistan’da şeriatçıların, tarikatçıların, dincilerin ortaya çıkışı, mücadele yöntemleri, kullandıkları dil, Türkiye’de yaşayanlara ibret olmalıdır.

Şeriatçılar zayıfken mazlum, güçlenince zalim olurlar.

Şeriatçılar aldı mı vermez, girdi mi çıkmaz!

Cumhuriyetin kazanımları daha güçlü şekilde savunulmalıdır.

Laiklik sisteminin ne kadar önemli olduğu, Afganistan’a bakınca daha iyi anlaşılabiliyor. Laik devlet anlayışı Türkiye Cumhuriyetinin varlık şartlarından biridir. Şeriat geldi mi gitmez! Şeriat aldığı hakları bir daha geri vermez.

Bu nedenle uzun mücadelelerle kazanılmış demokratik ve sosyal hakları, temel insan haklarını daha canla başla korumamız ve savunmamız gerekiyor.

Afganistan’daki şeriatçılara bakınca kendimizi ve Türkiye’yi daha önemli görevler beklediğini görüyoruz.

 

Bochum, 18.8.2021, Kemal Yalçın