BEN HAYATIN TADINI ÇIKARA ÇIKARA YAŞADIM
19 Eylül 2025 günü kitabımı yazıyordum. Tuncay Abi’den telefon geldi. “Kemal ben iyi değilim, seninle konuşmak istiyorum, mümkünse hemen gel,” dedi. “Bir saat kadar sonra yanındayım,” diyerek noktayı koydum. Bilgisayarımı kapattım. Markete uğradım bir demet çiçek aldım ve Dortmund yoluna çıktım.
Evine vardığımda Tuncay Abi balkonda benim yolumu gözlüyordu.
“Arabanı oraya park et,” diyerek bana yardımcı oldu.
Merdivenlerden çıktım. Kapıyı açtı, “Buyur gel,” diyerek güler yüzle karşıladı beni. “Geçmiş olsun Tuncay Abi,” diyerek çiçekleri takdim ettim. Teşekkür etti.
“Hoş geldin, buyur otur,” diyerek bana yer gösterdi. Zor nefes alıyordu. Kesik kesik konuşuyordu.
“İyi ki geldin, seninle konuşacaklarım var,” sözleriyle sohbetimizin önünü açtı. Evin içinde yürürken bile yoruluyor, nefes nefese kalıyordu.
15 dakika kadar oturduktan sonra, nefesi düzeldi, daha rahat konuşmaya başladı. Yazmayı düşündüğü “Kılkamış” adlı kitap dosyasından söz etti.
“Tuncay Abi sen beni çağırınca korkmuştum. ‘Tuncay Abi gidici, benimle vedalaşmak istiyor herhalde,’ diye üzüntü içinde gelmiştim. Ama gördüm ki, siz gidici falan değilsiniz, sizin daha çok yaşayacak günleriniz var. En iyisi sizinle güzel bir söyleşi yapalım.”
“Ya Kemal, sen beni meşhur yapacaksın,” diyerek kahkaha attı. Nereden başlayacaksın? Sor bakalım!”

“Tuncay Abi, yaşın yakında 90 olacak. Maşşallah, hâlâ ayaktasın! Bunun sırrı ne?”
“Bak bu güzel bir soru. Bunun sırrını söyleyeyim sana. Ben hayatın tadını çıkara çıkara yaşadım. Ben hayatta ne yaptımsa severek, isteyerek yaptım. Ben mutlu bir insanım. Benim her tarafımdan mutluluk akar. Benim mutluluk ilacı almama gerek yok! İnsan kendi kaderini yazamaz. Hayatımızın akışı kaderimiz olur bazen. Hani derler ya, su akar yolunu bulur. Benim hayatımın sırrı şudur: Ben değişen zamana, değişen dünyaya bilerek ya da bilmeyerek uyumlu yaşadım. Ben hayatta kalbimin ve beynimin sesini dinledim. Çoğu zaman da kalbimin sesini dinledim.”
Tuncay Abi, sizin kaderiniz olan, kaderinizi yazan hayatınızın akışını anlatır mısınız?
Anlatayım. Ben meraklı bir insanım. Ben yaşamı sevdim ve severek yaşadım. Ben hayatı değiştirmedim, hayat beni değiştirdi.
Nasıl oldu bu?
“Dur bir nefes alayım. Bir bardak su içeyim. Anlatayım sana hayatın beni nasıl yeniden yarattığını.
Ben Dr. Tuncay Özverim, İstanbullu köklü bir ailenin evladı olarak 1936 yılında Ankara’da doğdum. Babam askerî doktordu. Babamın tayinlerine bağlı olarak Türkiye’nin çeşitli kentlerinde yaşadım. Çocukluğum 1940’larda Erzurum’da geçti. İlkokulu Ankara’da okudum. Ortaokul, lise ve üniversiteyi İstanbul’da bitirdim. Gençlik yıllarım Beyoğlu’nda geçti. 1959 yılında Diş Hekimi oldum. Meslek hayatımın ilk yılları Hatay-Kırıkhan’da geçti. Arı her çiçekten aldıklarıyla bal yapar. Ben de Anadolu’nun çiçeklerinden aldıklarımla hayatımı yarattım. Acılarım da oldu. Fakat acılarımı bal eylemesini de bildim.”

Tuncay Özverim’i Dr. Tuncay Özverim yapan olayları, hatıralarınızı anlatın lütfen.
Uzun bir hayatım oldu. Çocukluğum İkinci Dünya Savaşı’nın yoklukları ve korkuları içinde geçti. Aç insanları gördüm, fakat ben açlık çekmedim. 1940’lı yılların Erzurum’unda yaşadım.
Ben savaşın başladığı günü hatırlamıyorum. Fakat bittiği günü çok iyi hatırlıyorum. 1945 yılının 8 Mayısını hiç unutmadım. Aynen gözümün önünde. Okula gitmiştim. “Bugün ders yok! Harp bitmiş. Almanlar yenilmiş. Evlerinize gidin,” dediler. Koşarak evimize gitmiştim. Babam da annem de ailecek hepimiz savaşın bittiğine çok sevinmiştik.
Benim okul yıllarında Halk Evleri vardı. Halk Evleri Köy Enstitüleri gibi Türkiye’nin istikbaliydi. Ben okuldan çıktıktan sonra Halk Evine giderdim. Tiyatro yapardık, müzik aleti çalmasını öğrenirdik. 1950 yılından sonra Halk evleri de Köy Enstitüleri de kapatıldı.
1950’li yıllar benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Annemle babam arasında kavga vardı. Her gün evimizde kavga vardı. Babam çok sertti. Kuzu gibi bir annem vardı. Babam bir gün evimizi terk etti, gitti. Babasız kaldık, babasız kaldım. Kemal sen babasızlık nedir bilir misin? Savaşın ortasında komutansız kalmak gibidir babasızlık. Babasız kalmak, benim hayatım akışını değiştirdi, benim kaderimi yazdı. Babasızlık üzerinde çok konuşmak ve durmak istemem.
1950’de İstanbul’a, Beyoğlu’na geldim. 14 yaşındaydım. Gençlik yıllarım Beyoğlu’nda geçti. İstanbul o zamanlar İstanbul, Beyoğlu o zamanlar Beyoğlu idi. Nasıl anlatsam sana? Beyoğlu anlatılmaz yaşanır.
İstanbul’un Beyoğlu’sunda, 50’li yıllarda o her yönden farklı dünyada beraber yaşıyorduk, hep öyle yaşamaya devam edeceğiz sanmıştım. Dinlerimiz ayrıydı, dillerimiz ayrıydı, camilerimiz, kiliselerimiz, sinagoglarımız ayrıydı, fakat beraber yaşıyorduk! İşimize yaradıkları veya onlara muhtaç olduğumuz için bir arada değildik. Bir arada doğmuştuk. Okullarımız, adetlerimiz, bayram günlerimiz başka idi. Yine de beraber kutlayabiliyorduk, problemsiz! Herkes kendi etnik ve dinsel kökeniyle huzurla yaşıyordu. Ta ki 1955 yılının 6/7 Eylül gecesine kadar. O geceden sonra ümitlerimi kaybettim, hayallerim kayboldu!
Kemal ben aslında mühendis olmak istiyordum. Olayların akışı beni aldı getirdi İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin kapısına koydu. Yıl 1955. Birlikte yaşama hayallerimin yıkıldığı yıl. Üniversite hayatım Türkiye’nin çalkantılı bir döneminde geçti. Üniversite yıllarımın sonlarında hep korku içinde yaşadım. Menderes yıllarının korkulu dönemiydi.

1959 yılında üniversite hayatım bitti. Diş hekimi oldum. Meslek hayatının ilk yılları Hatay-Kırıkhan’da geçti. Antakya’nın Kırıkhan isimli bir kasabasında tek diplomalı diş tabibi olarak çok iyi maddi bir duruma gelmiştim, kalırsam o verimli Amik Ovası’nda oraların bir toprak ağası olacaktım. Meyve bahçeleriyle dolu evler bulunmuş, bilmem kaç bin dönüm toprak teklifleri gelmeye başlamıştı bile! Fakat benim hayalim başka idi. Kırıkhan bana dar geliyordu. Ben dünyaya açılmak, mesleğimde yenilikler yapmak, Beyoğlu’nun en iyi diş hekimi olmak istiyordum.
İki çocuğum vardı, onların geleceklerini düşünmek mecburiyetinde idim, eşimle birlikte oturup uzun uzun ilerde ne yapacağımızı düşündük. Alternatifin biri, oralarda kalıp varlıklı, mal mülk sahibi biri olmaktı. İkincisi ise İstanbul’a hemen dönmek, üçüncü ihtimal de Almanya’da mesleki bilgiler kazanıp ondan sonra İstanbul’a dönmek ve Beyoğlu’nda büyük bir muayenehane açmaktı. Hayallerimi gerçekleştirmek için eşimin de onayını alarak Almanya’ya gitmeye karar verdim.
Benim Almanya maceram 1964 yılında Sirkeci’den Dortmund’a giden trene binmekle başlamıştı. Tabii, iki bavulla ve 800 mark ile. O yıllarda yanınızda sadece o kadar döviz götürme hakkınız vardı ve işte o 800 markla istikbalimi kurmaya gidiyordum.
Son istasyon olan Münih’te trenimizden hepimiz büyük bir sevinçle indik. Ben bir kelime bile Almanca bilmediğim için biletimi ona buna gösterip “Dortmund, Dortmund!” diyordum. Neyse bir istasyon görevlisi bana ilerdeki trenimi gösterdi ve ben iki bavulumu da orada unutarak trenime binebildim. Arkamdan seslenişleri zamanında duyup geri dönerek bavullarımı son anda içeri aldım. İçlerinde sanki tekrar üniversiteyi baştan okuyacakmışım gibi kitaplar, birkaç çamaşır, iki şişe rakı ve antepfıstığı vardı!
Almanya’ya geldiğim zaman tek kelime Almanca bilmiyordum. Şansım varmış, Almanca bilmeyen bir diş hekimini bir Alman işe aldı. Ben bir diş çekerek işe girdim. Dört buçuk sene bu işyerinde çalıştım. Sonra kendi muayenehanemi açtım
Tuncay Abi, araya girip sana bir soru sormak istiyorum.
Sor Kemal sor.
Tuncay Abi siz bu hayattan ne öğrendiniz?
Kemal ben şanslı bir adamım. Şansım dolayısıyla ben bu hayattan çok şey öğrendim.
Birinci merakım fotoğrafçılıktı. İyi bir fotoğrafçı oldum. Fotoğraf sergisi bile açtım.
İkinci merakım spordu. Tenis oynardım. Haftada beş gün olmak üzere 20 yıl tenis oynadım. En meşhur tenis maçlarına gittim. Dünya tenis şampiyonluk maçlarını yerinde seyrettim. Paris’e sırf tenis için gitmiştim.
Üçüncü merakım futbol idi. Ben futbol oynamayı değil, futbol seyretmeyi severim. Muayenehanem çok iyi çalışıyordu. Param çoktu. 1982 Dünya Futbol Şampiyonası Barselona’da yapıldı. Ben bir karavan aldım. İki arkadaşımla birlikte Barselona’ya gittim. En büyük maçları yerinde seyrettim. Bunlar benim kendime karşı, çok yorulan bedenime, beynime karşı ödüllerimdi. Helal olsun kendime!
Dördüncü merakım seyyahlıktır. Dünyanın her tarafını gezdim, gördüm ve yaşadım.
Beşinci merakım yazarlıktı. Emekli olduktan sonra kitap yazmaya başladım. Bi Heves Ben de Yazdım-Anılar Canlanır Yüreğimde adlı kitabımı yazdım. Bu kitabımdan sonra Nazım, Vera, İstanbul ve Ben adlı kitabını kaleme aldım ve yayımladım.
Tuncay Abi, hayatınızda hayal ettiklerinizi yapabildiniz mi?
Ben gerçekçi bir insanım. Ben hayatımda olmayacak işlere dua etmedim. Düşündüm taşındım, aklıma ve kalbime sordum. Yapabileceğimi düşündüğüm işlerin başına geçtim ve başardım.

Örnek verebilir misiniz yaptığınız güzel işlere?
Sadece parayla hayat ve mutluluk olmaz. Elbette parasız da hayat ve mutluluk olamaz. Hayatın zevklerini elindeki imkanlara göre çıkarmasını bileceksin.
Benim önemli zevklerinden birisi her yıl İstanbul’a gidip, bir ay süren Beyoğlu Sinema Günleri’ne katılmaktı. Beyoğlu’ndaki evimi onarttım, kendi zevklerime göre dayadım döşedim.
Sinema Günleri’nde Beyoğlu’nda kalırdım. Bir ay içinde 200 film gösterilirdi. Ben bunlardan 30 tanesini seçerdim. Severek izlerdim. Filmden sonra bazen filmin rejisörü de gelirdi. Rejisörlerle tanışır, konuşurdum.
Beyoğlu Sinema Günleri’nde Beyoğlu’ndaki evimde seçme dostlarımla yemekli toplantılar yapardık. Bu toplantılara sadece erkekler katılırdı. Erdal İnönü, Yüksel Pazarkaya, Doğu Perinçek gibi şahsiyetler de gelirdi. Doğu Perinçek sonradan çok değişti. Şimdi onu evime bile sokmam.
Diğer bir zevkim ise İstanbul Kitap Fuarlarına katılmaktı.
Senede iki ay İstanbul’da yaşar, İstanbul’un zevkini doya doya çıkarırdım. Elime harcadığımdan daha çok para geçti. Ama bu paralar alın terimle kazandığım paralardı.
Tuncay Abi şu anda yaşınız 90’a geliyor. Bir 90 yıl daha yaşasanız nasıl yaşardınız?
Şimdiye kadar yaşadığım gibi yaşardım.

Şu anda sizi hayata bağlayan size yaşama heyecanı veren projeleriniz var mı?
Evet benim şimdi yazmayı bekleyen beş kitap projem var.
- Erotik Mitoloji
- Rüyaları Ayarlama Enstitüsü
- Kılkamış
- Hastane Günlükleri
- Kortizon Günlükleri
Bu projelerim varken ben hemen gitmem. Daha benim yapacak çok işlerim var.
Tuncay Abi, şu anda dünya televizyonlardan sizi dinliyor olsaydı, insanlara ne demek isterdiniz?
Bir kere şunu derdim: Karşınızdakini dinleyiniz. Karşınızdaki insanın dinine, diline, rengine bakmadan onu dikkatle dinleyiniz.
Taraf tutmayınız, karşınızdaki insanın sizin gibi bir insan olduğunu unutmayınız. Karşınızdaki insan ile aranızda empati kurunuz.
Çocuklarınızı iyi terbiye ediniz. Çocuklarınıza vatan sevgisi veriniz. Atatürk sevgisi veriniz.
Son sözümü de söyleyeyim. Son sözüm vasiyetim değildir.
Son sözüm ilk sözüm gibidir. Başkalarını dinleyiniz. Başkalarını dinlerseniz dünya daha yaşanır hale gelecektir. Sadece benim dediğim olsun derseniz kaybedersiniz.
Benim hayatımın felsefesi mutluluktur, mutlu yaşamaktır. Sevmek ve sevilmek insan olmanın şartıdır. İnsan evladı sevgiyle insanlaşır.
Sevmek, seviyor görünmek değildir. Gerçekten sevmektir. Sevmeden sevilemezsiniz.
Ben hayatımda severek yaşadım. İnsanları sevdim, hastalarımı sevdim, eşimi, çocuklarımı sevdim, dünyayı, evreni sevdim. Sevgi benim ilacım oldu. Sevgiyle, severek ve sevilerek yaşamak bana güç verdi, sağlık verdi.

Ben babamdan ne öğrendim?
Tuncay Abi ile söyleşimiz sonuna doğru kızı Gülay yanımıza geldi. Babasının açıklamalarını dinledi.
Tuncay Abi konuşmasını bitirince, Güler’e “Babanızdan size ne miras kalacak?” diye sordum.
“Babamdan bana kalacak miras sevgidir. Babamdan bana dolaplar dolusu kitap miras kalacak,” cevabını verdi.
“Siz babanızdan ne öğrendiniz?”
“Ben babamdan yaşamayı, hayattan zevk almayı öğrendim. Ben babamdan sevginin, ailenin önemini öğrendim. Ben babamdan dünyanın güzelliklerini öğrendim. Babamdan bana kalacak en büyük miras babamdan öğrendiklerimdir.”
Sevgili Güler siz ne kadar şanslısınız böyle? Böyle miraslar dünyada çok az insana nasip olur.
Size de teşekkürler Tuncay Abi! Hayırlı evlatlar yetiştirmiş, dünyamızı zenginleştirmişsiniz. Ne mutlu size ki Güler gibi kızınız var.
Tuncay Abi bu uzun söyleşi için size çok teşekkür ederim.
Boy boyladım, soy soyladım! Dede Korkut’un diliyle size yaşadığınız kadar daha bir ömür bağışladım.
Ömrünüz su gibi uzun olsun!
Dortmund, 19 Eylül 2025
Kemal Yalçın
