EdebiyatYazarlar

ATYG BAŞKANI CEM DUMAN İLE SÖYLEŞİ

 

ATYG BAŞKANI CEM DUMAN İLE SÖYLEŞİ Hollanda’da yaşayan Şair İbrahim Eroğlu, Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu (ATYG) Başkanı Yayıncı-Yazar Cem Duman ile Hollanda, Almanya ve Avrupa’daki Türkçe edebiyat üzerine bir söyleşi yaptı ve Demokrat Haber Hollanda sitesinde yayınladı. İlginç ve önemli bulduğum bu söyleşiyi Cem Duman ve İbrahim Eroğlu’nun izniyle aynen yayınlıyorum.  Cem Duman ve İbrahim Eroğlu’na çok teşekkür ederim. Bochum, 20.10.2020, Kemal Yalçın

Şair İbrahim Eroğlu, Hollanda

SÖYLEŞİ

İbrahim Eroğlu: Yayıncı ve yazarsınız. Ayrıca Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu (ATYG) Başkanlığı’nı da yürütüyorsunuz, İsterseniz söyleşimize önce 3C Yayınevi serüveni ile başlayalım.

Cem Duman: Kitap benim yaşantımda hep önemli bir yer tuttu. Sanıyorum bunda Köy Enstitülü bir babanın oğlu ve öğrencisi olmamın büyük bir payı vardır. Bendeki bu özelliği fark eden yazar ve şairlerin katkısı ve biraz da baskıları sonucu “yayıncılık” girişimine yönlenmeme sebep oldu. Süreç böyle gelişti. Tamamen kültürel çizgilerle belirlenmiş ve değerleri olan bir çalışmaydı bu yaptığım. Çok zor oldu ama hiç olmazsa Avrupa’da Türkçe edebiyatın gerek yayımlanan kitaplarla gerek edebiyat toplantıları, basın açıklamaları gerekse çeşitli kurumlara (parlamento gibi) yapılan ziyaretlerle var olduğunu anlatmaya çalıştım. Umarım küçük de olsa bir katkım olmuştur.

Yayıncı, Yazar, ATYG Başkanı Cem Duman, Hollanda

Hangi amaçlarla yola çıkmıştınız? Bugün geriye dönüp baktığınızda o amaçlarınızı gerçekleştirdiğinizi söyleyebilir misiniz?
Yayın çalışmalarına başlarken, amacımı şöyle tanımlamıştım; Türkçe edebiyatı Hollanda ve Belçika’nın Flaman Bölgesinde, Hollandaca edebiyatı da Türkiye’de tanıtılmasını sağlamaktı! Bunun için Hollanda, Belçika ve Türkiye’de kitaplar yayımlamak ve karşılıklı toplantılar düzenlemeyi amaçladım. Bunu da büyük oranda başardığımı söyleyebilirim.
Çok sayıda Türkiyeli yazar ve şairle Hollanda’da, kütüphaneler, üniversiteler, PEN gibi kurumlarda Hollandalıların da katıldığı toplantılar, basın açıklamaları organize ettim. Bu toplantılara Hollandalı yazarların da katılmasına özen gösterdim. Aynı şekilde Hollanda edebiyatının önemli isimleriyle Türkiye’de edebiyat toplantıları düzenledim. Bu konudaki anılarımın küçük bir kısmını BİR BAŞKA ANILAR kitabımda paylaştım.
Ayrıca bir başka amacım da Avrupa’da Türkiyeli yazarların çalışmalarına katkı sunmaktı. Bugün geriye dönüp düşündüğümde Orta Avrupa’da yazılan kitapların bir kısmına bir türlü emeğim geçmiştir. Hiçbir katkım olmasa bile satın alarak ve okuyarak hatta kitap tanıtım günleri düzenleyerek elim değmiştir.

Hollanda’da yayıncılığın ne gibi sorunları var?
Internet teknolojisinin gelişmesi hayatın her alanında bazı değişimleri de beraberinde getirdi. Bilgiye ulaşmak daha kolaylaştı ve hızlandı. Artık birçok bilgiye ulaşmak için kitaba ihtiyaç kalmadı neredeyse. Atlas, sözlük… gibi basılı yayınlara yani yayıncılara fazla ihtiyaç kalmadı. Birçok edebiyat eserini de internetten okumak olasıdır.

Okumayan bir toplumun buralardaki temsilcileri olarak biliniriz. Hakikaten buralarda da insanlarımız sizce okumuyorlar mı? Bir başka deyişle okuyan insanlarımız neler okuyorlar?
Türkiyelilerin kitap okuma oranlarına ilişkin internette yeterli veriler vardır. Kitap okuma oranının çok düşük olduğu biliniyor. Ülkelerde kitap okuma oranları satılan kitap sayısıyla belirlenir. Bizim toplumumuzda bir başka özellik daha vardır: İnsanların bir kısmı aldıkları kitapları ya hiç okumuyorlar ya da üstünkörü okuyorlar. Bunun istatistiği yoktur. Özen gösterilerek okunan kitap sayısının çok az olduğunu kendi deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim.
Bir anket çalışmamdaki aldığım sonuç “okuyan insanlarımız neler okuyorlar?” sorunuza cevap niteliğindedir: Yurtdışındaki milliyetçi-muhafazakâr çevrelerde kitap okuma oranı yok denecek kadar azdır. Toplumda “solcu” olarak adlandırılan çevreler kitap okuyorlar. Tercih edilen kitaplar daha çok belgesel nitelikteki eserlerdir. Şiire ilginin az olması bana hep şaşırtıcı gelmiştir.
Adeta mikro tarih çalışması yapılan roman ve öykülerin de yazıldığını ve okunduğunu biliyorum. Bu tür çalışmaları önemsediğimi mutlaka not etmeliyim.

Biraz da tersinden soracak olursak, buradaki yazarlarımız okunacak şeyler yazıyorlar mı?
Edebiyatta yazılmayacak konu yoktur. Önemli olan konunun nasıl işlendiğidir. Bizim edebiyatımız ise büyük oranda tekrardan ibarettir. Avrupa’daki yazarlarımızın büyük bir kısmı kırk yıl önce terk ettiği köyünü-kasabasını yazıyor.
Önemli bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Hayatta her şey bilgiye dayanmalıdır. Bu edebiyat için de geçerlidir. Hayatında hiç kitap okumadığını ve okumayacağını söyleyen yazarlara/şairlere siz de rastlamışsınızdır. Belki kısa dönem ilgi görecek kitaplar yazılıyordur ama kalıcı olacakları konusunda kaygılarım var. Zaten okumadan, araştırmadan yazılan kitapların kalıcı olması da beklenemez. Batı edebiyatından örnekler üzerinde biraz çalışılsa bu fark gözükecektir.
Avrupa’da çok önemli eserler üreten yazar ve şairlerimizin de olduğunu, önemli ödüllere aday olduklarını söylemezsem onlara haksızlık yapmış olurum.


Hollanda edebiyat çevrelerinde Türkçe edebiyata ilgi ne durumdadır? Diğer “azınlık gruplarından” ses getiren şairler, yazarlar çıkmasına karşın, Türkiyeliler arasından bir iki istisnayı saymazsak neden “ses getiren” şairler, yazarlar çıkmıyor?
Deyim yerindeyse daha dün Hollanda’ya gelenler, bugün Hollanda edebiyatında saygın bir yer edinirken, neden biz göç tarihinde yarım asrı devirmemize rağmen hâlâ yerimizde sayıyoruz?
Bu soruyla çok sık karşılaşıyorum. “İlgi” eksikliği olduğu doğru. Ama bunu bazı yazar ve şairlerin tanımıyla “ırkçılık ve ayrımcılık”la veya “önyargı” ile tanımlamıyorum. İyi eser üretilemediğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Bunun da önemli bir sosyolojik nedeni vardır: Dünyada Türkler dışında tarihlerinin bir döneminde “sömürge” olarak yaşamamış çok az halk vardır. Sömürgeciliğin yakıcı-yıkıcı karakterinin yanında, farklı dilleri öğrenme ve farklı kültürlerle tanışma olanağı da sağlamıştır. Sorunuzda kastettiğiniz Hollanda’da yaşayan diğer azınlık grupların hepsinde (İranlılar hariç) bu özellik vardır. Bu ülkelerden gelen entelektüellerin hepsi en az bir yabancı dil biliyor ve bu sayede dilini bildiği halkın edebiyatını ve sanatını da tanımış oluyorlar…
Eminim bu sorunuza verdiğim cevap tartışılacaktır.

Gelelim Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu’na; Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu, neler yaptı, neler yapıyor, neler yapacak? Diğer kültür- sanat kurumlarıyla iletişimi ne düzeyde olacak?
Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu (ATYG), 30 yıllık bir geleneğin devamıdır. Fakir Baykurt döneminde oluşturulan Kuzey Ren Vestfalya Türkiyeli Yazarlar Çalışma Grubu’nun devamı olarak 10 yıl önce bir grup yazar ve şairin bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan, Türkçe, Kürtçe ya da başka dillerde yazan, yazar ve şairlerin oluşturduğu bir dayanışma grubudur.
ATYG’nin temel amacı, yazar ve şairlerin daha nitelikli ürünler vermesine ortam sağlayarak sanatsal çerçevede iletişim kurmak ve paylaşım sunmaktır. Okuma ve benzeri etkinlikler düzenlemek, antolojiler çıkartmak önemli çalışmaları arasındadır.
Ama en önemli katkısı yarattığı motivasyondur. ATYG ilk kurulduğunda, hafta sonu buluşmalarında kitap stantlarında üç dört yazarın birer ikişer kitabı olurdu. Şimdi kitap sayıları iki yüze yakın oluyor.
ATYG’nin diğer kültür-sanat kurumlarıyla ilişkileri her zaman olmuştur, bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.

Biri anı, biri de öykü olmak üzere iki kitabınız birden yayımlandı. Cem Duman’dan bundan sonra neler beklemeli okurlar?
Ben aslında kendimi daha “yazar” olarak tanımlamıyorum. Hayata duyduğum sorumluluk gereği iki kitap çalışması yaptım. Bir roman üzerinde çalışıyorum. Yukarıdaki bir sorunuza verdiğim cevapta, “Hayatta her şey bilgiye dayanmalıdır. Bu edebiyat için de geçerlidir.” anlayışım gereği önce araştırıyorum. Eminim iki yıl sonra bir romanım yayımlanmış olacak.
Bu söyleşi için teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ediyorum.