Hayalimdeki Okul Okuma Günü

Hayalimdeki Okul

Meine Traumschule

 


Kemal Yalçın

 

"Hayalimdeki Okul / Meine Traumschule" kitabının Okuma Günü, 4 Şubat 2010, Peşembe günü Bochum'da, Hofstede İlkokulu'nda  yapıldı. Bu kitabın hazırlığı ve yayınlanması üç yıl sürdü. "Hayalimdeki Okul" kitabını yazma düşüncesi nasıl oluştu? Kitap nasıl yayınlandı? Bu yazımda bunu anlatıyorum.

 

 

2006 yılında değerli dostum Mustafa Özdemir’den bir bayram kartı almıştım. Bu kartın üstünde bir ilkokul öğrencisinin yaptığı resim vardı.

Kartın arkasında verilen bilgiye göre, bu resim Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından düzenlenmiş olan „Düşümdeki Okul“ konulu 

resim yarışmasına katılan ve ödül alan resimlerden biriydi.

Bu resim hoşuma gitti. Bu estetik hoşlanma ve beğeni kafamda bir düşünde kıvılcımı çaktırdı:

“Ben de Türkçe Anadil Dersine katılan ilkokul öğrencilerimle böyle proje yapabilirim!”

Kuzey Ren Vestfalya Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmış olan ilkokul 3. ve 4. sınıflar “Anadil Dersleri Müfredat Programı”nda

“Evde, burada ve orada” adlı yaşamın içinden seçilmiç bir ünite alanı var.

Bu yaşam alanının içinde, öğrencinin “Ben ve diğerleri”, “Evim ve başka yerdeki yuvam”, “Benim dünyam”, “Ailem nereden geliyor?”

ünitelerini ve bu ünitelerle ilgili konuları, bilgileri öğrenmesi amaçlanıyor.

 

 

Anadil Eğitimi, İngilizce ya da Fransızca gibi bir yabancı dil eğitiminden ve öğretiminden çok farklıdır.

Türkçe Anadil Dersleri de içerik, yöntem, amaç bakımından bir yabancı dil öğreniminden farklıdır.

Anadil, beni ben, bizi biz yapan kültürel, sosyal, tarihsel, psikolojik değerlerin tümünü kapsar. Özellikle Almanya gibi bir göç ülkesinde,

göçmen çocuklarının kişiliklerinin sağlıklı gelişmesi için Anadil Eğitimi olmazsa olmaz şartlardan biridir.

Göçmen çocuklarının yaşadıkları topluma gönüllü bir uyum gösterebilmeleri için kendi ailesinin özel tarihini doğru bilmesi gerekir.

Her ağaç kendi kökü üstünde yükselir. Kendi kökünü, kökenini bilmeyen bir çocuk, köksüz bir ağaç gibi esen rüzgaların yönüne göre yatar kalkar,

kişiliksiz bir insan olarak ne köy olur ne de kasaba!

1990 yıllarına kadar Türkçe derslerinin amacı,  Türk çocukların aileleri ile birlikte, bir gün Türkiye’ye dönecekleri varsayımına göre  belilenmişti.

Hayat bu varsayımı kabul etmedi. Geri dönüş olmadı. Tam tersine Türkiye’den Almanya’ya göç çeşitli yolardan hızla devam etti.

1990’lardan sonra, 1975’lerde Türkiye’den gelmiş nesil evlenme çağına geldi. Bu gençlerin çoğu Türkiye’den evleniyordu.

Eviliklerin çoğu da akraba evliliğiydi. Bu yıllarda ortalama 20-30 bin gelin ve damat evlilik nedeniyle Almanya’ya geliyordu.

2000’li yıllarda Türkiye’den gelen gelin ve damatların çocukları ilkokullara gelemeye başladı.

Çeşitli nedenlerden Türkler belli mahallelerde toplandılar. „Türk mahalleleri, Türk gettoları“ oluştu. Bu mahalleleri Almanlar terk etti.

Türk mahallerini tarikatlar paylaştı. Her tarikat kendi camisini kurdu. 20 bin Türkün yaşadığı Bochum kentinde beş ayrı tarikatın 18 camisi var.

Öğretmenlik yaptığım üç ilkokul, Türk mahallerinde bulunuyor. Bir okulumdaki 180 öğrencinin 120 kadarı Türk.

İlkokul birinci sınıfa kaydolan öğrencilerin çok azı Alman. Çoğu Türk ve göçmen. Birçok okulda Almanlar azınlıkta.

Sorunun kaynağı da burada. Almanya’da, Alman eğitim sistemi içinde, çoğunluğu Türk olan bir okulda, Türkçe Anadil Derslerini nasıl vereğiz?

Bu derslerin üniteleri neler olmalıdır?

İlkokula başlayan Türk çocuklarından birçoğu ne Almancayı, ne de Türkçe Anadilini iyi biliyor! Anadilini iyi bilse Almancayı daha kolay öğrenecek.

Ama onu da bilmiyor.

Ne yapacağız?

Sayılar üç beş bin değil! Çok yüksek.

Almanya’da orta öğretimde on milyon öğrenci okula gidiyor. Bu öğrencilerin bir milyonu göçmen kökenli, göçmenlerin de 550 bin kadar Türkiye kökenli.

Her gün Alman okul sistemi içinde 550 bin kadar Türkiye kökenli, (burada çok bir deyimle “Türkiyeli”) öğrenciye nasıl bir eğitim vereceğiz?

İlkokula giden 180 bin dolayındaki öğrenciye, hangi üniteleri, nasıl öğreteceğiz?

Sorunun Türkleri ilgilendiren çok önemli bir yönü ise Türkçe derslerine katılabilecek öğrencilerin yarısından fazlasının Türkçe derslerine

katılmaması, velilerin çocuklarını bu derslere göndermemesidir.

Türkçe derslerinin örgütlenmesi,  eyaletlere göre değişiyor.

Birinci ve çoğunlukta olan biçim:

Türkçe Anadil Derleri adı altında, Alman Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğunda ve Alman Eğitim Bakanlığı tarafından seçilmiş ve görevlendirilmiş

öğretmenler tarafından verilen dersler…

İkinci biçim:

Bayern, Bremen, Berlin gibi Eyaletlerde uygulanan, Alman eğitim sistemi dışında, Türk Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı,

Konsolosluk Eğitim Ateşeleri denetiminde, Türk Milli Eğitim Bakanlığı tarafından seçilerek, dört yıllığına Almanya’ya gönderilen

öğretmenler tarafından işlenen adı “Türkçe ve Türk Kültürü” desleri olan Türkçe dersleri…

Bu dersler sadece öğlenden sonraları, Alman okul sistemi dışında yapılmaktadır.

Bu derslerin notu falan yoktur. Öğrencinin aldığı belgenin hiç bir geçerliliği yoktur.

Bu derslerin içeriği, Türkiye’deki iktidarlara göre değişmektedir.

Bu dersler katılım oranı çok düşüktür. 200 bin dolayında Türkün yaşadığı Berlin’de Türkçe derslerine katılım oranı %10’nun altına düşmüştür.

 

Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti, Türklerin en yoğun olduğu eyaletlerin başında geliyor. Ruhr Havzası, giderek Türk havzasına dönüşüyor.

2009-2010 ders yılında ilkokula başlayan öğrencilerin %40 kadarı Türktür. Bu demektir ki, 20 yıl sonra, seçmenlerin %40 kadarı Türk olacaktır.

Almanlar arasında doğum oranı devamlı düşerken, Türkler ve göçmenler arasında yükselmektedir.

Bu toplumsal şartlar altında göçmen öğrencilere, Türkiyeli öğrencilere nasıl bir Türkçe Anadil Dersi vereceğiz?

2000 yılından itibaren, Almanya’da doğan her çocuk, otomatik olarak Alman vatandaşı sayılmaktadır. Çocuk, 18 yaşına geldiğinde,

Alman vatandaşlığında mı kalacak, Türk vatandaşlığına mı geçecek? Buna  kendisi karar verecektir.

 

Ayrıca OECD ülkeleri arasında yapılan PISA Araştırmalarında Alman Eğitim Sistemi’nin aksaklıkları, iyi işlemeyen yönleri ortaya çıkmıştır.

Bu eksiklikleri gidermek için Almanya’da seferberlik ilan edilmişti. Son on yıl içinde belli ilerlemeler sağlandı. Ama yeterli değil.

Eğitim sisteminde, göçmen çocuklarının aleyhine işleyen yönler var.

Göçmen çocularının %20’si, yani her beş göçmen çocuğundan biri, temel eğitim öğrenimini tamamlayamadan, tasdikname ile

okuldan uzaklaştırılmaktadır. Diplomasız binlerce genç ne yapacaktır?

Bu sorunlar, günümüz Alman Eğitim Sisteminin eksikliklerinden, aksaklıklarıdan bazılarıdır.

 

 

Anadil Dersleri müfretdat programı

 

Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Eğitim Bakanlığı tarafından 2000 yılında yayınlanan « Anadil Dersleri Müfredat Programı » göçmen

çocuklarının gelecekte büyük çoğunluyla Almanya’da kalacakları, geriye dönmeyecekleri gerçekliğine göre hazırlandı.

Anadil Derslerinin Görevleri arasında, çok dilliğin teşviki, çok kültürlü davranış yeteneğinin teşviki, bireysel öğrenme şartları

temelinde okuldaki öğrenmenin desteklenmesi öne çıkarılmıştı.

Hayatın  içinden seçilen ünite alanlarından bazıları şunlardı :

„Herkes için bir dünya“

 “Ben ve diğerleri “

„Ben kimim? “

“ Ben ve ailem “

„ Benim ailem nereden geliyor ?“

„Burada ve orada hayat“

Bu ünite alanlarının Türkçe Anadil Derslerinde işlenmesiyle ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerine tarih bilinci verilmek, çocuğun

kendi geçmişine, kendi özelliklerine ilgi ve merak uyandırmak amaçlanıyor.

 

Türkçe Anadil Dersleri, öğrencinin anadilini doğru yazmasına, doğru kullanmasına, düşünmesine ve düşündüğünü doğru ifade

edebilmesine yardımcı olmalıdır.

Doğru yazma yeteneğinin ve becerisinin kazanılmasında çocuğun düşündüğünü yazıya dökmesi, başından geçen bir olayı

öyküleyebilmesi yöntemi önemli bir yer tutar.

Hayalimdeki Okul projesi işte bu düşüncelerden doğdu.

 

Ben kimim ? Benim ailem nereden geliyor ?

 

Türkçe Anadil Dersine katılan ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerimi şu sorular üzerinde düşündürmeye çalışıyordum :

 « Ben kimim ? Benim ailem nereden geliyor ? Ben ne yapıyorum? Ben ne olacağım? Benim annemin, babamın,

dedelerimin ve ninelerimin okul hayatı nasılmış, benim ki nasıl? Ben nasıl bir okul istiyorum?”

Çocuklara bir hedef koymak gerekiyordu.

Bu hedefin Müfreadat Programına uyması gerekiyordu.

Bütün bunları ince ince düşündüm.

Karşıma Türkiye’de, 1939-1946 döneminde Köy Enstitülerinde yapılan eğitimin özellikleri çıktı: Köy çocuklarını kendisi ve ailesi hakkında

düşündürmek, kendi tarihine karşı merak uyandırmak! Kendi ailesinin, soyunun dününü bugününe ve yarınına bağlayabilmek.

Köy Enstitüleri ve onun gelenekleri üzerinde kurulmuş öğretmen okulları 1970 öncesi dönemde öğrencileri yazmaya, okumaya, araştırmaya teşvik etmişti.

Yazma süreci, düşünme sürecinin dışa vurumudur.

Öğrenciyi düşündürmenin ve hayata merakla bakabilmesinin bir yolu da  yazmaya teşviktir.

Ben bunları Isparta Gönen Öğretmen Okulu’nda öğrenmiştim.

Türkiye’de Felsefe öğretmenliği yaparken dersin niteliği gereği öğrencilerimi yazmaya yeterince teşvik edemedim.

Almanya’da 22 yıldan beri Türkçe Anadil Öğretmenliği yapıyorum. Hep öğrencilerimi yazmaya teşvik ettim.

 

Yabangülü

 

Önce Birleştirilmiş Ortaöğretim Okulu’nda (Gesamtschule) notu olmayan, sadece gönüllü öğrencilerin katıldığı “Türk Edebiyatı Çalışma Grubu” adlı bir ders organize ettim. Dört yıl öğrencilerimin öykülerini, şiirlerini, resimlerini topladım. Sonra bunları çalışma grubumuzda değerlendirdik. Sonunda “Yabangülü” adlı Almanca – Türkçe bir kitap yayınladık. Bu kitabın içinde Türkçe ve Almancadan başka, okulumuzdaki 24 ayrı ulustan öğrencilerin anadillerinde yadıkları şiirlere, öykülere de yer vermiştik. Ortak dil Almanca idi. İsteyen Çince - Almanca, Yunanca - Almanca, Rusça- Almanca şiirler de yazmıştı. Bunu özellikle teşvik etmiştim. Fakat 15 yıl önce, Almanya’da, Türkçe derslerine katılan Kürt öğrencilerimin yazdığı Kürtçe – Almanca şiirleri “Yabangülü” kitabımıza koyamadım. Kürt öğrencilerimin isteklerini yerine getiremedim. Çünkü okul dışı baskılar, velilerin tepkileri bunu engellemişti.

“Yabangülü”nü elime aldığımda, Türkçe derslerine katılan Kürt öğrencilerimin üzüntüleri, Konya Kululu Kürt Hasan’ın “Öğretmenim, bu kitapta Çinceye, Rusçaya müsaade var da, neden benim anadilime müsaade yok?” diye ağlayışı gözümün önüne gelir.

Kürt Hasan başarılı bir matematik öğretmeni oldu. Arar sorarız birbirimizi, her şeyi konuşuruz, ama “Yabangülü” konusunu hiç açmayız!

 

Dedem Almanya’ya Geldiğinde

 

İlkokul öğretmenliğine 2000 yılında başladım. 2003- 2004 ders yılında öğrencilerime bir ödev verdim:

“Dedeniz ve nineniz Almanya’ya geldiklerinde, Almanca bilmedikleri için ne gibi zorluklar çekmişler, ne gibi gülünç durumlara düşmüşlerdir?

Dedenize ve ninenize sorunuz, öğrendiklerinizi yazınız ve yazdığınız olaya ilişkin bir resim yapınız.”

İlkokul 3. sınıf öğrencim Ahmet, “Ayı Memet” adlı bir öykü yazmış ve bir de Ayı Memed’in resmini çizmişti.

Sınıfta okudu. Öğrenciler gülmekten kırıldılar. Ben de çok güldüm.

Öykü şöyle :

 

Adamın birinin adı Memed’miş. İri yarı olduğundan ona Türkiye’deki köyünde « Ayı Memed » derlermiş. 1964 yılında Bochum’a

Krupp Çelik Fabrikası’na çalışmaya gelmiş.

İş başı yapacağı sabah, fabrikaya gitmek için tramvaya binmek istemiş. O zamanlar biletler tramvayda bir biletçi tarafından satılırmış. Kalabalıkmış.

Tek kelime Almanca bilmiyormuş. Ne desin? Derdini nasıl anlatsın?

Elini uzatıp Türkçe:

“Bana bi bilet’!” demiş.

Alman biletçi de Almanca olarak:

“Ein Moment Bitte!” deyince, Ayı Memet, ses benzerliğinden dolayı kendi adının söylendiğini sanmış:

„Ya arkadaş sen benim adımın Ayı Memet olduğunu nerden biliyon?“ demiş.

 

Ayı Memet hikayesi, beni çok güldürdü. Ahmet’e “Pekiyi” verdim. Babasına teşekkür ettim. Ahmet’in defterine:

„Başka Ayı Memed hikayeleri var mı?“ diye yazdım.

Ertesi gün yazılı cevap geldi:

„Hoca bizim Krupp Çelik Fabrikası’nda çok Ayı Memed var. Kaç tane istiyorsun?“

İki yıl içinde çalıştığım üç ilkokuldan 200 kadar öykü topladım. Bunlardan 20 tanesini seçtim. Kitaplaştırdım. “Dedem Almanya’da Geldiğinde”, 2006 yılında Köln’de Önel Yayınevi tarafından iki dilli olarak yayınlandı.

Çok ilgi gördü. Kısa zamanda ikinci baskı yaptı.

 

Hayalimdeki Okul nasıl oluştu?

 

Mustafa Özdemir’in gönderdiği “Düşümdeki Okul” resminin bulunduğu kart  kafamda yeni bir düşünce kıvılcımı çaktırdıktan sonra kolları sıvadım.

Projeyi okul müdürleriyle görüşmeden önce öğrencilerimle konuştum. “Dedem Almanya’ya Geldiğinde” kitabını derslerde okuduk. Ayı Memed’in tiyatrosunu yaptık. Çocuklar daha ben demeden, “Öğretmenim biz de böyle bir kitap yapalım!” diye cıvıldamaya başladılar.

Tam istediğim andı.

“Yapalım çocuklar! Ama siz de önce dedinizin, ninenizin, annenizin, babanızın okul hayatını sorun, onların okulları nasılmış öğrenin, sonra kendi okulunuzu ve kendi okul hatıralarınızı anlatın ve siz nasıl bir okul istiyorsunuz yazın ve hayalinizdeki okulun bir resmini yapın! Yapar mısınız?”

“Yaparııııııııız!”

“Söz mü?”

“Söööööööz!”

 

Çocukları heyecana getirdikten sonra ödevi verdim. Ödev süresi iki hafta; „Ben ve ailem“, „Ailem nereden geliyor?, „Ben kimim?“ ünitesinin süresi altı hafta idi.

Daha birinci haftada ödevler gelmeye başladı.

Müthiş güzellikdeki öykülerdi.

Öyküleri ve resimleri okul müdürlerine gösterdim. Projeyi anlattım. Kabul ettiler.

2006-2007 ders yılında yüz kadar öykü topladım. Bu öyküleri değerlendirdim. Aralarından 25 tanesini seçtim.

Düzelttim. Tekrar öykülerin sahipleri olan öğrencilerime okudum. Hepsinin tek tek onayını aldım.

Sonra velilerin tek tek yazılı ya da sözlü “yayınlayabilirsin” onyanıyı aldım.

Önel yayınevi sahibi Hayati Önel başından itibaren “Hayalimdek Okul” projesini destekledi.

Öyküleri Türkçe’den Almancaya Hartwig Mau çevirdi.

Çevirileri tek tek öğrencilerime okudum. Velilerine gönderdim. Veliler ve öğrencilerim çevirilerde bazı düzeltmeler yaptılar. Onaylarını aldım.

Sonra kitabın yayına hazılanması aşaması geldi.  Önel Yayınevi’nin pikaj ve montaj işlerini yapan Mehmet Nazmi Demir ile beş kez biraraya geldik. Renkleri, harf karakterini, harf büyüklüğünü, sayfa düzenini seçtik, sonuçları tekrar gözden geçirdik.

Kitap 2008 sonunda basıma hazır hale geldi.

2008 yılında, Hüriyet Gazetesi, Show Türk televizyonu ve Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu “Avrupa Türkçe Edebiyat Yarışması düzenledi. Hayalimdeki Okul dosyasıyla Çocuk Edebiyatı dalında yarışmaya katıldık. Birincilik ödülü aldık.

2009 başlarında Köln’de Önel Yayınevi Matbaası’nda basıldı. 2009 Ağustos ayında basılı formalar İstanbul’a gönderildi. İstanbul’da ciltlendi. Tekrar Almanya’ya getirildi ve 2009 Kasım ayında Hayalimdeki Okul Almanya’da yayınlanabildi.

Projenin gerçekleşmesi üç yıl sürdü.

 

Hayalimdeki Okul okuma günleri

 

Hayalimdeki Okul yayınlandıktan sonra, yayıneviyle yaptığımız sözleşme uyarınca, kitapta öyküsü ve resmi bulunan 50 öğrenciye, projeyi destekleyen üç okul müdürüne, Alman sınıf öğretmenlerine birer kitap hediye ettik.

Hayalimdeki Okul projesini en çok destekleyen okul müdürü Gerhard Blaschke ile birlikte, 4 Şubat 2010 akşamı, iki dilli bir okuma günü düzenledik.

Kitapta öyküsü bulunan dokuz öğrenci, Almanca ve Türkçe olarak öykülerini okudular.

Okul müdürünün önerisiyle, 4 ve 5 Şubat günleri ders saatlerinde, sınıf sınıf tüm okul öğrencilerine iki dilli okuma saati yaptık.

Okul müdürü, Almancanın yanında mutlaka Türkçe de okumasını, öğrencilerin Türkçeyi anlamasalar bile sesini duymalarını istedi.

Öğrencilere yaptığımız okuma saatlerinde Nazım Hikmet’ten ve Cahit Sıtkı Tarancı’da Türkçe ve Almanca şiirler okuduk.

En güzel deniz,

       henüz gidilmemiş olanıdır,

En güz çoçuk

       henüz büyümedi,

En güzel günlerimiz,

       henüz yaşamadıklarımız,

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz,

       henüz söylememiş olduğum sözdür.

 

Cahit Sıkı Tarancı ise 1937 yılında şöyle sesleniyordu. Onun sesini 4 Şubat 2010 günü Almanya’ya taşıdık:

 

Memleket İsterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

 

Memleket isterim,

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

 

Memleket isterim,

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun,

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

 

Memleket isterim,

Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun

Olursa bir şikayet ölümden olsun.

 

 

Birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine ise şiir yerine “Tembel Çocuk” şarkısının Türkçe ve Almancasını söyledik.

 

Okuma Akşamı hazırlığı bir ay sürdü. Alman ve Türk basınına haber verildi. Velilere iki dilli davetiyeler gönderildi. Sahne tam bir okuma gününe göre düzenlendi.

Okuma akşamına 90 veli ve misafir katıldı.

Konuşmalar iki dilli yapıldı. Sivaslı İsmail Özer, sazıyla okuma akşamını başlattı. İki okuldan veli temsilcileri konuşma yaptı. Okuma akşamı bir Türk öğrencinin kemanla çaldığı Bethoven’den bir parçayla son buldu.

 

Öğrenciler büyük bir ciddiyetle, bir genç yazar olmanın bilinciyle parçalarını okudular.

Okuma akşamının sonunda genç yazarlar sevinçten ve başarmanın mutluluğuyla uçuyorlardı.

Hepsinin isteği aynıydı:

„Öğretmenim bir kitap daha yazalım!“

 

Bochum, 7 Şubat 2010                                        Kemal Yalçın