"Eller Ne Der?" Kitabının Tanıtım Yazısı

Edebiyat ve sanat gerçek yaşamın insan beynindeki yansımasıdır. Her yazar, gerçekliği beyninde, duygu ve düşünce dünyasında yeniden yaratır ve yaratısını dillendirir, kağıda döker. Belli bir konuda birçok yazar ürün verir. Edebiyat dünyası geniştir. Her yazara yer vardır. Gerçekliği estetik güzellik, dilsel özgünlük, çekicilik ve inandırıcılık bakımından daha tam, daha geniş yansıtan eserler edebiyat dünyasında kendilerine belli bir yer edinebilirler. Okuyucu da edindiği estetik ölçülerle okuyacağı kitapları seçer.

Gerçek hayat değişince, zamanla estetiğin ölçüleri, okuyucunun beğenileri de değişir.

Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçü başlayalı kırk yılı geçti. Dile kolay! Kırk uzun yıl Türkiye’den gelen göçmen işçilerin yaşamlarını değiştirdi. Bu süre içinde dünya değişti, Almanya değişti. Göçmenlerin hayatı da değişti.

1980 yıllarına kadar Türkiye’den gelen göçmenler tekrar kesin geri dönmeyi düşünüyorlardı. Türkülerde, romanlarda, öykülerde, tiyatrolarda, filmlerde Almanya “Acı vatan!” olarak gösteriliyordu.

Almanya öykülerini, Almanya hakkındaki romanları genellikle Türkiye’den belli bir süre için çalışmaya ya da yazmaya gelen “turist yazarlar” kaleme alıyordu. Edebiyat eserlerinde Türk işçilerinin, Anadolu insanının çektiği acılar, gördüğü haksızlıklar, Alman toplumu ile çatışmalar, yeni hayata uyumsuzluklar, aile dramları, gurbetin kahrı gibi konular işleniyordu.

“Acı vatan dönemi” 1990’lar sonrasında  yavaş yavaş “yeni vatan dönemi”ne doğru değişim gösterdi. Türkiye’den gelen insanların birçoğu artık Almanya’ya yerleşti. Burada doğup büyüyen üçüncü ve dördüncü nesiller için Türkiye artık uzaktaki bir tatil ülkesi haline geldi. İlkokul çağındaki çocukların birçoğu annesinin babasının köyünün, kasabasının adını bile bilmiyor.

Edebiyat, göç sürecindeki bu büyük değişimi görmezden gelemez. “Yeni vatan dönemi”ni yaşayan okuyuculara “acı vatan dönemi”nin ürünlerini sunamaz. İnsanların beklentileri, zevkleri, beğenileri değişti.

Artık Almanya’daki hayatı Almanya’da uzun zamandan beri yaşayan göçmen yazarlar kaleme almaya; romanlar, öyküler yayınlamaya  başladı. Bu olumlu bir gelişmedir.

 

“Eller Ne Der?”

Bu örnek kitaplardan biri Anadolu Yayınevi tarafından, 2004 Ağustos ayında yayınlanan “Eller Ne Der?” adlı öykü kitabıdır.

Yazarı Ali Rıza Seçme, 1949 yılında Afyon’nun Dinar ilçesinde doğdu. Çocukluğu İncesu köyünde geçti. Eskişehir Yunus Emre İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Isparta ve Van’da öğretmenlik yaptı. 1973’de işçi olarak Almanya’ya geldi. 1979 yılından beri Türkçe Anadil Dersi öğretmeni olarak Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde  çalışmaktadır.

“Eller Ne Der?” yazarın ilk kitabı. Edebiyat hayatına şiirle başlayan Ali Rıza Seçme, şiirlerini daha önce Fakir Baykurt Edebiyat Kahvesi tarafından yayınlanan “Dostluğa Akan Şiirler” adlı  antolojide yayınlamıştı.

 

“Durma Konuş” adlı şiiirinde şöyle sesleniyordu:

 

“Senin sıcak sevgin bana

Bir büyülü ateş gibi

Isıt, okşa yanımda ol

Durma konuş, sar beni”

 

“Eller Ne Der?” adlı uzun yaşam öyküsünde, henüz 18 yaşına yeni basmış bir köylü kızı olan Canan’ın 1966 yılında tek başına Almanya’ya gelişini ve o günden beri devam eden göç yaşamını ele alır.

Yazar, Canan’ı çok yakından tanımaktadır. Buna rağmen Canan’ı kendisi anlatmaz. Canan’ı, Canan’a anlattırır.

Canan’ın Almanya macerası acılarla, umutlarla, özlemlerle, başkaldırı ve boyun eğişlerle nakış nakış örülür.

Canan, içimizden biridir. Sokakta görsek beynindeki düşünceleri, gönlünde gürül gürül akan ırmakların sesini farketmeyiz bile.

Yazar, Canan’ı, Pınar köylü göçmenlerin Mainz şehrindeki buluşmaları sırasında, Canan’ın gözyaşı damlalararında farkeder. Gözyaşlarıyla ıslanan Canan’ı merak eder. Canan’ı Canan’a sorar. Canan önce konuşmak istemez. İkna eder. Ona güven verir.

Canan, şu sözleri hem kitabın, hem de hayatının özeti gibidir:

“Yıllar yılları kovaladı, bir yerden başka bir yere koşturdum durdum. Hayallerim hep benimleydi ama hep ezildim ve horlandım. Ezildikçe önce anneme babama ve sonra da kocama karşı başkaldırmak istedim. Ne zaman başkaldırmak istediysem anında yenildim; yenildikçe de daha çok ezildim.

Canımın istediğini değil de, hep başkalarının istediğini öne çıkarmaktan ve düşüncesini öne çıkarmaktan kaybettim. ‘Eller ne der?’ sözüne yanıt bulamadım.  Babamlar beni yeri geldiğinde ‘Erkek kızım!’ diye her işe koşturdular; işlerine gelmeyince de ‘Sen kızsın, olmaz!’ dediler. Resti çekip çevre ve gelenek baskısından kurtulamadım.

Bunları bana yapanlara ilenmiyorum. Fakat şimdi, geriye dönüp baktığımda zaman zaman doğru kararlar veremediklerini çok iyi anlıyorum. Ne fayda, yaş elliyi geçti.

Çok çektim bilgisizlikten ve horlanmaktan. Özgürlüğümü yaşamak, korkusuz gülmek, hem de haykırmak istiyorum. Artık yalnızca ben çizeceğim özgürlüğümün sınırlarını. İnsanları kırmadan, özgürlüğümü ve mutluluğumu önleyecek her türlü düşünceye, geleneğe tüm gücümle karşı koyacağım.”

 

“Eller Ne Der?” işte bu elli yıllık zorlu, umutlu yaşamın dile gelişidir.

Yazar, Canan’ın sözünü kesmemeye dikkat ederek bazı yerlerde araya girip ilginç acıklamalar da yapıyor. Ama hiçbir zaman ders verir bir tutum almıyor.

“Eller Ne Der?” samimi, içten, yalın bir anlatımın öyküsü. Samimi, içten, yalın anlatım kitabın inandırıcılığını artırıyor.

Yaşam öykülerini akıcı ve çekici bir üslupla anlatmak zordur. Yazar kurgusu ve anlatım tekniğiyle uzun bir yaşam öyküsünü çekici hale getirmeyi başarmış. Kitaba başlayınca elden bırakamıyorsunuz.

“Eller Ne Der?”i sadece Almanya’daki  göçmen işçilerin değil, aynı zamanda Almanya’daki diğer insanların ve özellikle de  Türkiye’deki insanların okumasını öneririm.

Türkiye’deki bazı okurlar bu kitabı okuyunca “Alamancı” dedikleri insanları daha yakından tanıma olanağı bulabileceklerdir.

Bu tür eserlerin yayınlanması aynı zamanda, birleşen Avrupa sürecinde insanların birbirlerini anlamalarına da yardımcı olacaktır.

 

Bochum, 19 Aralık 2004                                                       Kemal Yalçın